29 Ocak 2013 Salı

Evli, Çalışan, Dershaneye Giden Bir Kadın Olma Sorunsalı


Günler öyle hızlı geçiyor ve ben öyle çok yoruluyorum ki, sonra bir bakıyorum aslında yapmak istediğim şeylerin bir çoğunu yapamadan hafta bitmiş! Çok sinir bir durum ziraa o yorgunluklar boşuna mı dedirtiyor insana. Hafta içi işe gidiyorum, haftasonu dershaneye gidiyorum böylece sabah uykusunu komple hayatımdan kaldırmış oldum. Haftaiçi dershane notlarımı temize çekmem ve test çözmem gerekli. Ama bir yandan da yemek yapmam, ütü yapmam, hatta banyo yapıp saçlarıma şekil vermem gerekli. ( Dikkat ettiyseniz temizlik kısmına hiç girmiyorum bile, başlı başına kabus)

Bunların dışında bir de aile var arkadaşlar var senden beklentisi olan. Haftada bir gün benim aileme bir gün de eşimin ailesine gidiyoruz akşam yemeğine. Ogünlerim ölüyor direkt, hiç ders çalışamıyorum ya da eve vakit ayıramıyorum. Çarşamba günlerim malum Kuzey- Güney ve Muhteşem Yüzyıl günüm. Hafta bir arkadaşlarımızla buluşmasak bu sefer eşime yazık. Ben dershaneye gidiyorum diye onu da asosyal bir insan haline getirmeye hakkım yok tabi. Günler yetmiyor, ben yoruluyorum ve herşey yarım yamalak sanki. Yetişemiyorum. Bilmiyorum belki de üstüste geldiği için böyle hissediyorum. Mutsuz değilim ama yaptığım şeyi hakkını vererek yapmayı sevdiğim için, içimdeki bu huzursuzluk...

Bir de dershaneye gidip sınavı geçip mülakatta falan elenmesek de emeklerimiz boşa gitmese..

22 Ocak 2013 Salı

Murat Bardakçı Farkıyla Osmanlı Cellatları

 

Murat Bardakçının programı "Tarihin Arka Odası" nı bilmeyeniniz yoktur sanırım. Cumartesi gecelerini uykusuz geçirmeme sebep olup, ertesi gün dershanede bütün gün esneme krizlerine girmeme neden olan program, bence Pelin Batu'nun gitmesiyle daha kaliteli bir hal aldı. Bu haftaki konuları ise, malumunuz Muhteşem Yüzyıl dizisinde Pargalı İbrahim Paşa'nın katledilmesi üzerine, Pargalı İbrahim Paşanın ölümü ve Osmanılı'da idam şekilleriydi. Ben 1:30'a kadar izleyebildim, sonra uykuya yenik düştüm ancak program bittiğinde saat 3'ü geçiyormuş.

Program anında bazı seyirciler, diziye göre gündem belirledikleri gerekçesiyle programı kınadıklarını belirten mesajlar attılar. Konuya bu kadar sığ bakmaya gerek yok. Normalde tarih merakı olmayan bir çok kişinin ilgisini, tarihe yönelten bir dizide gelişen önemli bir olay hakkındaki doğru ve yanlışları konuşmak, hem çok doğal hem de olması gereken bir durum bence. Zira bu şekilde daha çok kişiye bilgi ulaştırmış oldular, ki televizyonun da bir sosyal amacı olmalı. Tabiki bu durumda reytinleri artmıştır, olsun o kadarcık!

Murat Bardakçı pazar günü bu konuyla ilgili Habertürk gazetesine çok güzel bir köşe yazısı yazmış. Yazıda çok ilginç bilgiler olduğu için bir kısmını paylaşıyorum.

Yazının orjinal metnini aşağıda veriyorum, isteyenler tamamını okuyabilir.
http://www.haberturk.com/yazarlar/murat-bardakci/812985-cellad-dedigin-ninja-gibi-degil-normal-giyinirdi-susleri-de-iskence-aletleriydi

""Avrupa'da geçmişin önde gelen cellâdları hakkında dünya kadar çalışma bulunmasına rağmen, bizde tarihimizdeki cellâdlar üzerine doyurucu hiçbir araştırma yapılmadı; konu eski senelerde dergilerde yayınlanmış olan tek-tük yazılarla sınırlı kaldı.

İşte, bundan 70 sene kadar önce yine bir dergide yayınlanmış olan bir yazıdan yaptığım aşağıdaki alıntı da, cellâdları konu alan tek-tük araştırmalardan biri:
"...Osmanlı Devleti'nin resmi cellâd teşkilâtı, bir cellâdbaşının idaresinde, sayıları devre göre değişen cellâdlardan meydana gelirdi. Bunların hepsi Kıptî idi ve Bostancıbaşı Ağa'nın emrinde çalışırlardı. İdam emri Bostancıbaşı'ya verilir, o da yerine göre bazen bizzat nezaret ederek hükmü yerine getirirdi. Eğer canı alınacak kişi önemli bir şahıssa Bostancıbaşı idamda mutlaka bulunur, hükmü 'cellâd yamağı' denilen ve maharetine en fazla güvendiği iki cellâda uygulatırdı...
Siyasî mahkûmlar, yağlı kemendle boğulurlardı. Bazısının başı, idamdan sonra 'şifre' denen çok keskin ve özel bir usturayla gövdesinden ayrılır, ya bir 'ibret taşı'nın üstüne konur, yahut da sarayın şehre açılan büyük kapısının önüne atılırdı. Sabıkalı hırsızlar, özellikle de gece hırsızları, şehrin kalabalık yerlerinde ama genellikle suçu işledikleri semtte ve özellikle de girdikleri evin, dükkânın veya hanın kapısında asılırlardı.
Katiller, işkenceyle öldürülürdü. Askerlerin başları kesilir, cesedleri de ayaklarına taş bağlanarak denize atılırdı. Mahkûmlara, sakladıkları mallarının yerini söyletmek için idamlarından önce işkence yapıldığı da olurdu.
 
İdam edilecek olanlar haklarında ferman çıkıncaya kadar Bostancıbaşı tarafından tevkif edilirler, buna 'Bostancıbaşı hapsine verilmek' denirdi. Bu hapisten sağ kurtulanlar çok azdı ve Sadrazam Rauf Paşa, bunlardan biriydi. Paşa'yı idam etmeye karar verip hapse gönderen İkinci Mahmud, sonra 'O genç ve güzel başa kallâvi kavuk pek güzel yakışıyor, kıyamam' diyerek kararından vazgeçmiş ve hayatını bağışlamıştı.

İşkenceyle idamın ise üç korkunç şekli vardı: Çengel, çarmıh, kazık. Çengele, genellikle eşkiya ve korsanlar çarptırılırdı. Kaptanpaşalar donanmalarıyla Akdeniz'den dönerlerken yanlarında bir miktar 'idamlık' korsan da getirirler, bunların bir kısmını limana girmeden önce gemilerinin direklerine astırarak şehirde korku havası yaratırlar, geri kalanları da Eminönü'nde kurulu çengele gönderirlerdi.

BİLEK KALINLIĞINDAKİ AĞAÇ

Çarmıh, eşkiyaya ve casuslara uygulanırdı. Bir çarmıha yüzükoyun sımsıkı bağlanan suçlunun omuz başları ve kaba etleri bıçakla oyulur, buralara iri yağ mumları dikilerek yakılır ve çarmıh bir devenin üzerinde şehrin bir ucundan öteki ucuna kadar gezdirilirdi. Mahkûm can vermezse, o gün öğleden sonra asılırdı.
Kazık cezası ise, yol kesenlere ve korsanlara verilirdi. Elleri ve ayakları bağlanan mahkûm bilek kalınlığında ve gayet sert ağaçtan yapılmış olan yağlı kazığa çakılır ama 'itina ile' oturtulur, omuzlarına çarmıhta olduğu gibi bir çift yağ mumu dikilir ve şehirde dolaştırılırdı.
Osmanlı Tarihi'nde nam salmış cellâdların başında, 17. asırda yaşamış olan Kara Ali'yle yamağı Hammal Ali ve Kara Ali'den sonra cellâdbaşı olan Süleyman gelirdi..."

Bu dibekte sarımsak yahut ceviz değil, suçlunun kellesi ezilirdi


ESKİ devirlerde idamın envâî çeşidi vardı, idamlık her suçun infaz şekli farklı olurdu ve büyük suç işlemiş olan din adamlarının idam biçimi de farklı idi: Kafaları dibekte ezilirdi.
Osmanlı İmparatorluğu'nda din adamlarının idam edilmemelerine mümkün olabildiğince itina gösterilmiş, hattâ büyük suç işlediklerinde bile mallarına el konarak uzak diyarlara sürgün edilmeleri ile yetinilmiş ama sarayı ve idareyi çileden çıkartacak derecede işler yapmış olanlarının idamlarından başka çare kalmadığı zamanlarda, devreye "dibek" girmişti.
Büyük bir havanı andıran dibek mermerden yapılmıştı ve Topkapı Sarayı'nın avlusunda bulunurdu. Mahkûm kafası aşağıya gelecek şekilde dibeğin içerisine sarkıtılır, cellâdlar ellerindeki irice mermer tokmaklarla dibeğin içerisindeki kafayı yavaş yavaş ezmeye ve kelleyi macun haline getirmeye başlarlardı...
Din adamlarının büyük acı veren böyle bir şekilde idam edilmelerinin sebebi, kanunu ve "günah" kavramını bildikleri halde gene de suç işlemekten çekinmemeleri ve dolayısı ile canlarını da büyük azap içerisinde alma ve otoritenin halka korku salma düşüncesi idi.""

17 Ocak 2013 Perşembe

Yılbaşı Ağaçları Bütün Yıl Kalsın Mıııı?

Hayatında daha önce bir yılbaşı ağacına sahip olmamış biri olarak, bu yıl aldığım yılbaşı ağacının boyutunu birazcık abartmış olmam benim değil annemin ayıbıdır, ziraa annem evi kirleteceği gerekçesiyle yılbaşı ağacını eveden içeri sokma yıllarca. Ben de evlenir evlenmez hemen bir yılbaşı ağacı alıp evin baş köşesine kurdum :) Ne kadar zormuş ağaç ve süsleri seçmek, kılı kırk yardım, internetten araştırdım mağazaları dolaştım... Yok ağacın boyu yok süslerin modası, yok efendim ağaç dallarının sıklığı derken en sonunda bu zorlu görevi tamamlayarak huzura erdim ve ağacımı gelecek seneye kadar kaldırmama kararı aldım.. ( Tabi kararı alırken eşimi hiç hesaba katmamışım, belki kaldırmak zorunda kalabilirim çünkü o benim gibi görmemiş değil:P)

Efendim yılbaşı geçmiş olabilir ama yılbaşı ağaçları hala bi çok evde varlığını sürdürmekte.. Ben de hem kendi ağacımı göstermek hem de seçim yaparken öğrendiğim detayları paylaşmak istiyorum...

Ben yola çıkarken ağaçtan çok süslere odaklanmıştım ama ağacın boyu ve kalitesi, aynı zamanda ağacı koymayı planladığınız yer süslerden daha önemli.. Öncelikle ağacınızın çok seyrek olmamasına dikkat edin, çünkü istediğiniz kadar kaliteli süs alın, seyrek dallarda kendini göstermiyor.. Benim aldığım ağacın boyu 180cm.. Yoğunluk olarak, en yoğun olanın bir düşük modeli.. (Burada benim için belirleyici olan fiyat oldu. Şu durumda bile ağaca ve süslere toplam 150 TL harcadım)

Yılbaşı ağacınızı seçtikten ve nereye koyacağınıza karar verdikten sonra sıra geliyor en zevksiz bölüme! Dalları tek tek açmaya.. O kadar pis ve zahmetli bir iş ki, 15 gün için kurmaya değmez, en iyisi vazgeçin:P Yok yok vazgeçmeyin, en az 1 ay önceden ağacınızı kurun ki, hazırladığınıza değisin.. Dalları dikkatli bir şekilde açıp, yere düşen yaprakçıkları süpürdükten sonra en güzel kısım başlıyor. Süsleme:))

Yılbaşı ağacı süsü deyip de geçmeyin, zira modası var! Ben yeşil ağaç aldım, ancak bu yıl beyaz ağaçlar da çok modaydı..

Yeşil ağaçları süslemek için bu yıl beyaz ve kırmızıyı aynı anda barındıran mat renkli objeler modaydı.. Bildiğimiz klasik parlak yılbaşı topları yerine bu yıl yuvarlak modeller çok sınırlı kullanılmak kaydıyla, daha çok köşeli ya da hediye paketi gibi figürler kullanıldı.. Ben kendi ağacımda kırmızı fiyonk, çam kozalağı, gümüş simli peri figürü, kırmızı-beyaz renkli çan, yine kırmızı beyaz renkli hediye paketi, kırmızı top, kırmızı-beyaz kalp ve yıldızlar kullandım. Işıklandırma olarak 4metre beyaz ışık tercih ettim. Ancak 4 metre daha ilave etsem daha iyi olabilirdi, ama ben tembelliğimden gidip alamadım:)

Eğer siz daha geleneksel bir ağaç süslemek istiyorsanız ışık olarak renkli ışık kullanmalısınız, çünkü beyaz ışık biraz daha soft duruyor. Renkli ışıkların üzerine kızmızı parlak toplar alın. Hatta ışığınızı 12metre alabilirsiniz çünkü klasik ağaçlar bol ışıklı çok güzl duruyor.

Gelelim beyaz yılbaşı ağaçlarına.. Resimlerden görebileceğiniz gibi benim evimde beyaz renk hakim olduğu için beyaz ağaç yok olup gidecekti, oyüzden tercih etmedim ama beyaz ağaçlar da çok modern bir şekilde süslenebiliyor.. Geçen sene beyaz ağaç üstüne sadece tek renkli süslemeler modaydı. Örneğin sadece mor.. Bütün aksesuarlarınızı ve bulabilirseniz ışığınızı da mor alarak çok güzel bir ağaç süsleyebilirsiniz..

Beyaz ağaç konusunda asla yapılmaması gerekenler ise çeşitli renkleri bir arada kullanmaya çalışmak. Genelde kötü bir sonuç veriyor (İstisnaları hariç tutuyorum). Bir de beyaz ağacı kırmızı süslerle süslemek çok şık durmuyor, bilginiz olsun..
Üstteki resimde görünen sürahiye geçirilmiş yılbaşı süsü tahmin edebileceğiniz gibi kapı süsü.. Asma yeri kopunca ben de vazoya geçirdim.. Ayrıca Ağacımla uyumlu olması açısından birer minik kalp de televizyonumun iki yanında duran ağaçcıklara astım.. Pek sevimli oldular..
Şimdi ben bunları nasıl kaldırayım??


10 Ocak 2013 Perşembe

Kitap Tavsiyesi "Zaman Tüneli"




Micheal Crichton ile eşimin bana bu kitabı tavsiye etmesiyle tanıştığımı sanıyordum, ama daha sonrasında yaptığım araştırmada Jurrasic Parkın yazarı olarak yıllar önce farkında olmadan hepimizin hayatına girmiş olduğunu öğrendim. Bugün ki yazımın konusu Micheal Crichton'ın okuduğum tek eseri olan "Zaman Tüneli" isimli kitabı olucak. Ancak ilerleyen günlerde yazarın ilgi çekici hayatını sizlerle paylaşmayı planlıyorum..

Kitap hakkında çok fazla spoiler vermeden yazarın yaratıcılığını övmek üstüne kurulu bir yazı yazmayı amaçlıyorum ancak belli de olmaz:)

Günümüzde geçen kitap, bir grup arkeolog ve Silikon Vadisinde kurulmuş güçlü bir şirketin bir şekilde yollarının kesişmesiyle asıl konuya girmeye başlıyor. Bir nevi zaman tüneli yapmayı başarmış olan şirketin yaramaz çocuğu, geçmişe yolladıkları ve bir şekilde haber alamadıkları arkeolog ekibinin başkanını geri getirmeleri içi öğrencilerinden yardım istiyor ve tahmin edebileceğiniz gibi bu ilgiç teklifi ekip üyelerinin biri dışında diğerleri kabul ediyor. 1357 yılına, Fransada derebeylik dönemine giden genç ekibin yaşadıkları en çok ilgimi çeken kısım oldu.. Gerçekten ordaymışçasına detaylı tasvirlerin ve bir kaç çizimin yardımıyla, ortaçağda insanların yaşam koşulları hakkında yerleşik bir fikre sahip oluyorsunuz.. Kitabın kurgusu o kadar güzel ve ilgi çekici ki aslında bu verdiğim detaylardan ziyade kurguya odaklanıyorsunuz..

Bilimle ilgilenen kişiler için, zaman makinasının mantığının detaylı ve bilimsel bir dille anlatıldığı, hatta ispatının yapıldığı bölüm ilgi çekici olabilir.. Şiddetle tavsiye edebileceğim bir kitap, zaten Jurrassic Parkdaki yaratıcılığını referans olarak alırsanız ne demek istediğimi anlayacaksınız.. İyi okumalar..

9 Ocak 2013 Çarşamba

Etamin Baykuş

Uzun zamandır blogları takip etmeye çalışıyorum, el emeği verilerek yapılan yaratıcı çalışmaları her zaman imrenerek izlemişimdir.. Ama iş faaliyete gelince biraz tembellik ediyorum sanırım.. Ancak sonunda beni heycanlandıran ve kısa sürede biteceği için cesaretlenmeme sebep olan bir işe giriştim ve çok şükür ki alnımın akıyla çıktım. 

Geçen yıl baykuş figürü trendini ve her yerde baykuşun nasıl yaratıcı bir şekilde kullanıldığını gördük. Ben de biraz geç olmakla birlikte ucundan yakalayarak baykuş figürlü etamin yaptım.. Biraz oyalanarak akşamdan akşama elime aldığım için yapımı 3 gün sürdü ancak normal şartlarda 1 günde bitirilebilinir.

Etamin kumaşını ve iplerini Kemeraltından aldım.. Ben renkleri oturma odama uyumlu renklerden seçtim.. Siz de yapmaya başlamadan önce nereye koyucağına karar verip öyle başlayın derim, renk seçiminde yardımcı olacaktır..

Bir şablonum olmadığı için yayınlayamıyorum ancak resimleri büyük boyutlarda eklediğim için sayılarını sayarak kendi şablonunuzu çıkartabilirsiniz..

Çerçeve olarak İkea'dan aldığım beyaz, karton çerveveleri kullandım.. Çerçeve renginin sınırlayıcı olmaması açısından iyi bir tercih olduğunun düşünüyorum.. 



Arka fonda gözüken yel değirmeni aslında annemlerin yazlığında balkonda kullanılmak üzere Foça'dan alındı, ancak ben dayanamayıp kendi evimde kullandım..

4 Ocak 2013 Cuma

Merhaba :)




Bazen bunalıyoruz, olayların çok içinde kalıp kafamızı kaldırıp büyük resmi göremiyoruz, evet.. Aslında böyle anlarda farkına varamadığımız ya da o anda farkına varmanın işimize gelmediği bir sürü güzel şeyi, önce kendime sonra size hatırlatabilmek istiyoruz. O yüzden eşimin göndermiş olduğu ve günümü güzelleştiren güzel çiçeklerimle güzel, mis kokulu bi giriş yapıyorum.. İyi seyirler:)



Follow Me From Bloglovin

Follow on Bloglovin