31 Mart 2013 Pazar

Ne İzledim: Django Unchained



Dün akşam evde cumartesi gecesi sineması yapıp, Tarantino'nun son filmi, meşhur Dijango Unchanined filmini izledik. Oyuncuları malumunuz Jamie Foxx, Leonardo DiCaprio, Christoph Waltz, Kerry Washington ve Samuel L. Jackson. Öncelikle belirtmek isterim ki filmdeki oyunculukları çok beğendik. (Kerry Washington'un gereğinden biraz fazla haykırması dışında..) Ben genelde böyle sağlam kadrolu filmlerde biraz hayalkırıklığına uğruyorum, beklentimin fazla olmasından mütevellit. Ancak bu filmde gerçekten oyunculuklara denicek hiç bişey yok. Herkes sanki oynadığı rol için yaratılmış gibiydi.

Buarada Leonardo DiCaprio için ayrıca parantez açmak isterim ki, hangi rolü oynarsa oynasın gerçekten o karakteri yaşatıyor bize. Bu filmde yine muhteşemdi. Titanikten sonra tek filmlik biri olduğunu ve pek fazla projede yer alamayacağını düşünmüştüm o dönemlerde, ancak ne kadar yanıldığımı zamanla anladım. 

Filmin konusu Amerikan iç savaşından bir kaç yıl öncesinde, zenci köleliğin en şiddetli ve acımasız olduğu dönemde, zenci bir köle olan Django'nun özgür kalıp Alman asıllı bir kelle avcısı ile ortak çıkarları sonucunda peşlerine düştükleri insanları öldürmeleri ve akabinde yollarına birlikte devam edip Django'nun esir karısını bulma maceraları anlatılıyor. Güzel işlenmiş bir konu olmakla birlikte benim için "Kill Bill" in üstüne çıkamamış bir film. İzlerken biraz uzun geldi, demek ki filmin  temposunda bir sorun var. Sinemada izlemediğime üzülmediğim, ama yine de izlemiş olduğum için memnun olduğum bir film. 

Gavur İzmir'in Gavurluğu Nerden Gelir, Nerden Gelmez


Canim İzmirimin gavurluğu dillere pelesenk olmuş, konuşula geliyor yıllardır. İşine öyle gelenler İzmir'in gavurluğunun günümüz yaşantısından geldiğinden dem vursa da, bu aslinda ve tabi ki doğru değildir. İzmirimin gavurluğu 1402 yılında Timur tarafindan fethedilene kadar ticari bakımdan son derece güçlü bir Hristiyan nüfus barındırmasından ve Hristiyan bir yönetim tarafından idare edilmesinden gelir. Öncesinde Çaka Bey tarafından feth edildiğin dönemde aslında İzmirin Müslüman olan iç kesimleri fethedilmişti, Hristiyan nüfusu barındıran sahil kesimi ise halen daha Hristiyanların elinde bulunuyordu. Gavur İzmir aslında bu sahil kısmıdır. Ancak 1424 yılında II. Murat tarafından sahil kesimi de  kesin olarak zaptedildi ve deyim yerindeyse müslümanlaştı. Tabi ki bu gün bile Levanten ailelerin varlığı ve ticaretteki etkinlikleri yadsınamaz bir gerçek, ancak bütün bir il halkını barındırdığı azınlıklardan yola çıkarak nitelendirmek ne kadar doğru?

Murat Bardakçı'yı belgelerle konuştuğu için çok seviyor ve güveniyorum. Yukarıdaki bilgileri alıntı yaptığım bugün tarihli yazısını okumanızı şiddetle tavsiye ederim.

29 Mart 2013 Cuma

Ben Sütlaç Yaptım..

Hem de hayatımda ilk defa:) Hem de ilk sütlacımı kocacığıma yaptım, ne romantik dimi :) Neyse ki güzel oldu da rezil olmadım:P



Dün akşam sütlaç yapmaya karar verince internetten şansımı denemek istedim ve fırın sütlaç yazıp googleda arattım. Bir kaç tarife baktıktan sonra Mutfak Güncesi'nden aldığım tarifi denemeye karar verdim. Pek de lezzetli oldu. Fırın sütlacın üzerine görüntü olarak tarçın yakışmadı kabul ediyorum, biraz fındık kırıntısı daha güzel olurdu ama tembellik ettim işte.. Bir de ben çok yanar diye korktuğumdan biraz erken çıkardım fırından oyüzden bi tanesinin üstü tam kırmızılaşamadı. Yedikten sonra anladım ki korkacak bir şey yokmu, siz yanana kadar tutun benim gibi yapmayın...



Güveçlerim altılı takımdı ancak bir tanesi kırıldı, o nedenle ben beş tanesini fırına verdim. geri kalan sütlacı Bernardodan aldığım kapli fırın kabına döktüm. Aslında niyetim onu da fırına vermekti. Ancak değişiklik olsun dedim ve onu fırına vermekten vazgeçtim. Fırına verdiğim kapların altına su koydum ki çatlamasınlar diye. Ama siz zaten bu detayları biliyorsunuz, ben en iyisi tarife geçeyim..


Malzeme Listesi

1 su bardağından biraz daha az pirinç
1 litre süt
2,5 su bardağı su
2 yemek kaşığı nişasta
1 su bardağı şeker
 1 çay kaşığı damla sakızı reçeli
Yapılışı

1 bardak pirinçe 2 su bardağı suyu tencere koyup, pirinçler iyice yumuşayana kadar haşlıyoruz. Pirinçler haşlandıktan sonra sütü, şekeri, damla sakızını ve yarım su bardağı suda nişastayı eritip onu da tencereye döktükten sonra sütümüz kaynayana kadar karıştırarak pişiriyoruz. Bu aşamada isterseniz bu şekilde tüketebilirsiniz, isterseniz fırına verebilirsiniz.

Fırına vermek isteyenler sütlacı fırın kaplarına boşalttıktan sonra üstü kabuk bağlayana kadar (yaklaşık 20 dakika) soğumaya bırakıyoruz. Üstü kabuk bağladıktan sonra içine su koyduğumuz tepsinin içine fırın kabımızı oturtup üstleri kızarana kadar, fırının sadece üst kısmını açarak 200-250 derece arasında pişiriyoruz. Sonra da hamm yapıyoruz..

Sevgilerimle efendim..

28 Mart 2013 Perşembe

İzmirin Pembe Hali..




İzmire bahar geldi evet, peki ya ben hayata daha pembe gözlerle bakmak istiyorsam...


27 Mart 2013 Çarşamba

Ben Aslında Hiç Bişey Almıcaktım Ama...

Hayat çok yoğun çoğğkkk.. Bildiğiniz gibi bir yandan dershane bi yandan iş derken zaten bu tembel bünye sürekli isyandaydı. Bi de başıma YDS çıktı (KPDS'nin yeni adı, daha açıklayıcı bir ifadeyle İngilizce Sınavı). 7 Nisanda sınav var. Ben daha çalışmaya 2 gün önce başladım. Kpss'nin derslerini bile yetiştiremezken şuanda İngilizce çalışmak çok angarya geliyor maalesef. 

Herşey çok rahatmış gibi bir de bu hafta hergün öğleden sonra arazi görevine gidiyorum. Şimdi yalan söylemenin alemi yok, biraz yorucu olmakla birlikte normalde işten 6'da çıkıcakken bu şekilde 4'de bırakıyoruz bu da benim işime geldi, hele ki YDS öncesi. 

Şimdi sadede yaklaşmak üzereyim:) Aslına herşey 3 ay önce İnci'den aldığımız çantayla başladı. İş yerindeki oda arkadaşımla birlikte İzmir Optimum'daki İnci Mağazasından birlikte görmemişler gibi aynı çantayı aldık. Hayır bi de aynı odadayız, her gün takıyoruz falan, bu kadar kekoluk olmaz, olamaz.. Neyse efendim, bu çantaların bir müddet sonra astarında soyulmalar başladı. 20TL'lik çanta astarı takmış amcalar o deri çantaların içine. Bu kadar mı ucuzcusun be İNCİ! Ben de dün görevden dönerken dedim şu çantaları gideyim geri vereyim de astarını değiştirsinler. Gittim Optimum'a çantaları verdim sağolsunlar hemen geri aldılar, İstanbul'a gönderdiler. Tabi farkındalar çantanın dandikliğinin..

22 Mart 2013 Cuma

Mim'olojinkologg

Tatlı ve naif blog sahibesi GÜLİHAN beni mimlemiş. Ben de hemen cevap vereyim dedim:)

1-En nefret ettiğiniz insan tipi
İçten pazarlıklı ve aşırı özgüvenli, dünyayı ben yarattım modundaki insanlardan gerçekten nefret ediyorum ve saygı duymuyorum.

2-Evde en çok hangi eşyanı kaybedersin?
Ben genelde bi çok şeyimi kaybedip buluyorum. Ama ilk aklıma gelenler cep telefonu, ev anahtarı, balkonun anahtarı, takılarım vs..

3- Sakız çğneyen insanlar hakkında ne düşünüyorsun?
Ben de sakız çiğnemeyi severim ama kısa süreli. Sakızın tadı kaçınca postalıyorum. Ses çıkartarak çiğneyen insana hiç tahammülüm yok hemen söylerim zaten, uyarırım.

4-En sevdiğiniz çiçek?
Ölmeyen saksı çiçekleri:) Benim çiçeklerim hep ölüyor maalesef. Ancak benim için en güzel ve romantik çiçek papatya. Çok severim.

5- Burcuınuz nedir?
Başak burcu kadınıyım, müdahaleciyim ve takıntılıyım biraz:)

6- Kız ve erkek çocuklarınız olsa adları ne olurdu?
Birebir belirlediğim isimler yok aslında. Erkeklerde güçlü isimlerden hoşlanıyorum, Demir, Atlas gibi. Kız çocuk içinse naif isimler hoşuma gider Aslı, Ada gibi. Ama kız çocukda biraz daha orjinal isimler koymayı düşünebilirim oyüzden bi fikrim yok şuan için.

 7-Komşunuzun çocuğu size oturmaya geldi, suratınıza tükürdü ne yapardınız?
Annesinin tepki vermesini beklerim, eğer annesi tepki vermiyorsa kibarlık edip susmam, önce çocuğu sonra annesini uyarırım. Annem bizi mum ederdi misafirlikte, şımarık çocuklara tahammülüm yok oyüzden. Herkesin çocuğu kendisine kıymetli ama saygısız çocuk yetiştirmek de maharet değil.

8-Arabayı siz kullanıyorsunuz, yaşlı bayanın birinin üzerine çamur sıçrattınız ve hareket yaparak arabanızı durdurdu. Onu istediğiniz yere bırakmanız gerektiğini söyledi ne yapardınız ?

Diyetimi öderim.

9-Hayatta en korktuğunuz şey?
Kimsesiz ve sevgisiz kalmak. Bir de sevdiklerimden birinin ya da kendimin yatağa bağlı hasta durumuna gelmesi.

10-Bilgisayarınız çöktü ve bilgisayar ortamındaki tüm resimleriniz yok oldu. Hiçbir yerde kopyaları da yok. Ne yaparsınız ?
Bilgisayarı döverim:)

11-Yalnız yaşamak hakkında ne düşünüyorsunuz ? Sizi mutlu mu eder mutsuz mu ?
Mutsuz eder. Çok kalabalıktan da hoşlandığımı söyleyemem, hatta alışverişe bile yanlız gitmekten hoşlananlardanım. Ancak 3 yıl kadar yabancı bir şehirde yanlız yaşadıktan sonra tek başına kalmanın insana kendini ne kadar yanlız ve mutsuz hissettirdiğini biliyorum.

21 Mart 2013 Perşembe

Kuzey Güney, Cemre'nin Yolu :) 66. Bölüm

 

Bir önceki bölümde çok heycanlı bir sonla biten Kuzey Güney'de bu hafta Cemre'nin dramını izledik. Cemrecik kader mahkumu oldu:P

Barış yerde hareketsiz yatıyordu, ölü gibi. Sonra birden herkes eve doluştu bi anda. Cemre şokta, bi uyandı elinde demir çubuk, heryer kan içinde. Yazık kız Cemre'ye, çok acıdım sübyana. Ay berbat bişey ya. Hemen ilk yardım geldi Barışa bakmaya. Hiç kimse bi de Cemre'ye baksın demiyo tabi. Kızın ağzı burnu kan içinde. Demezler gerçi, benim de çocuğumu öldürse ben de demem:) Sonra birden polisler geliverdi bi anda, nasıl olduysa. Hemen Cemreme vurdular demirden kelepçeleri.

20 Mart 2013 Çarşamba

Muhteşem Yüzyıl 91. Bölümde Neler Oldu Neler? (20/03/2013)

Bildiğiniz gibi son bölümde Muhteşem Süleyman, Hatice'yi suç üstü basmıştı altınları kaçırırken. Şah Sultan itiraf etti altınların Pargalıya ait olduğunu. Süleyman bi tiksindi kardeşlerinden sanki.. Öyyykk size dedi. Şah Sultanın kocası benim bilgim yok dedi sıyrıldı olaydan. Ama tabi Şah Sultan hemen kıvırmaya başladı. Yok efendim Saraya gönderiyorduk da , yeni haberimiz oldu da falan diye. Ama bi baktık hakketten kadın Bali Beyi kafalamış altınları almaya gelmiş Bali Bey, saraya götürüyomuş. Ne Şeytan ya şu Şah Sultan.. Hatice deli sultanı ise Şah Sultan sayesinde kurtulduğuna sevineceğine, kalktı kardeşine çemkirdi neden benim arkamdan iş çeviriyorsun diye. Hatice de Şah Sultanı kıskanmaktan ölücek. Zaten bi ölse de hepimiz kurtulsak şu sıkıcı kadından. Hürremin de hayalleri suya düştü. O kadar plan yapmıştı oysa ki. Hürrem artık Balibey'e de bilendi, yakındır sonu:)

KPDS (YDS) İçin Öneriler ve Kitap Tavsiyesi



Eskiden KPDS olarak bildiğimiz Kamu Personel Dil Sınavının bir anlamda ismi değişti ve YDS (Yabancı Dil Sınavı) oldu. Aslında yapılan uygulama Türkiye'de yapılan bütün yabancı dil sınavlarını kaldırıp tek bir sınav başlığı altında toplamak. Ancak yayınlanan örnek sorulardan sınav formatının KPDS ile nerdeyse aynı olacağını anlamış bulunuyoruz. Mevcut çalıştığı Kurumdan dil tazminatı almak ya da benim gibi yeni bir Kuruma girebilmek için bir çok kişi yine bu yıl YDS' ye başvurdu. Son yapılan uygulama neticesinde KPSS sınavının birinci oturumundan sonra yapılan 60 soruluk İngilizce testi de kaldırıldı, onun yerine 90a yakın puan türünün hesaplanabilmesi için KPSS'ye giren hemen herkes İngilizce bilmese dahi en az bir soru işaretlemek zorunda olduğu için YDS sınavına da girmek zorunda kaldı. İyi mi oldu kötü mü oldu o konuda yorum yapmak için henüz erken, ancak ben bugün sınavın yaklaştığı şu günlerde ondan mı çalışsam bundan mı çalışsam derdine düşmüş olan sınav severlere çok güzel bir kitap tavsiye etmek istiyorum.

19 Mart 2013 Salı

Tarihte Kadın Papa Vakası ve Cinsel Muayene


Peksevdiğim tarihçi Murat Bardakçı Pazar günü yine çok güzel ve bilgilendirici bir yazı hazırlamış. Konu ise çok ilginç. Bildiğiniz gibi Roma, son günlerde Papa seçimi nedeniyle sürekli gündemimizdeydi. Özellikle Dan Brown'un Melekler Ve Şeytanlar kitabını daha önce okuyanlarınız varsa, bu süreçte yaşananları daha bilinçli bir şekilde takip etmişlerdir. Bilmek çok elzem mi? Ne alaka? Tabi ki değil, hatta bize ne, ama işte insanoğlu merakına yenik düşüp bi şekilde habedar oluyor. 

Sevgili Murat Bardakçı, konuyu çok güzel şekilde analiz etmiş, ama bilmediğimiz bir açıdan. Ben yazıyı okurken, yeni seçilen Papa'nın ilk önce cinsiyet muayenesinden geçtiğini hatta tarihte kadın bir papa olduğunu ve sokak ortasında birden bire doğum yaptığını, ve bu durumda şoka giren kardinallerin kadın Papa'yı ve çocuğunu oracıkta öldürdüklerini bilmiyordum.  Merak edenler için yazının tamamı şuracıkta. 

http://www.haberturk.com/yazarlar/murat-bardakci/828224-kardinaller-yeni-papaya-biat-etmeden-once-testislerini-iyice-bir-kontrol-ederler

18 Mart 2013 Pazartesi

Rimel Önerisi ya da Önermemesi

Haftanın 5 günü işe, haftasonu 2 gün de dershaneye giden biri olarak hergün ama hergün makyaj yapıyorum. Biliyorum ki makyaj cildi yorar ama eve geldiğimde hemen makyajımı çıkartıp, toniğimi ve kremimi sürüp haftada bir de maske yaptığım için cildimde bir problem oluşmadı. Bunda tabiki kullanılan malzemenin kalitesi de önemli.
Göz makyajına çok önem veren biri olarak maskara benim için hayati öneme sahiptir.  Ama ben öncelikle şuanda kullanmakta olduğum ve çok memnun kaldığım diplinerımdan bahsetmek istiyorum. Bir çok markanın diplinerını denedikten sonra Cecile'in diplinerında karar kıldım. Diplinerlar çoğu zaman eyelinerlarla karıştırılır. Eyelinerlar uçları benim tabirimle "kılkuyruk" olan, daha açıklayıcı bir ifadeyle bildiğimiz suluboya fırçalarının çok çok ince uçlusu gibi, yumuşak uçlu olan ürünler. Dipliner ise aşağıda açıklayıcı olması için resmini eklediğim, daha sert uçlu (keçeli kalem gibi) olan ve bana göre sürülmesi daha kolay ve daha net çizgiler elde edilebilen ürünler. Siyah dipliner konusunda kısıtlı seçenekler var. Genelde eyelinerlar daha fazla piyasada. Cecile'in bu eyelinerını şiddetle tavsiye ederim.


15 Mart 2013 Cuma

Gelinliğim ve Gelin Saçım


İlkbahar ve yaz ayları evlilik ayıdır ülkemizde ve şu dönemlerde gelinlik telaşına düşmüş çokça genç kız vardır eminim. Ben gelinliğimi seçerken hem bir çok yer dolaştım hem de sosyal ağlardaki arkadaşlarımın ve bloglarda düğün fotoğraflarını paylaşmış bir çok kişinin gelinliğini inceledim. Bu dönemde ön hazırlık yapmak işimi kolaylaştırmıştı. Gördüğüm kadarıyla çeyiz hazırlığında olan, düğünü yaklaşmış olan bir çok blogger arkadaşımız var. Ben de belki biraz fikir olur diye, fotoğraflarımı paylaşmak istedim.

14 Mart 2013 Perşembe

Diyet Listemi Açıklıyorum.. (Çikolata Serbest:)

 

Tabiki değil. Fake yaptım:) Öyle bi diyet yok maalesef. Ama ben bütün gün aç kalırım sonrada giderim bi tablet çikolata yerim diyorsanız o ayrı. İlham alalım hasedimizden çatlayalımm diye Adriana Limayla açılış yapayım dedim.Ben istikrarsız bir insanım, çok öyle günü gününe uyamıyorum maalesef diyet listeme. Bir önceki yazımda yazdığım gibi dün tatlı yedim mesela.. Belki diyet yapası olan vardır yada fikir edinmek isteyen vardır diye sizle paylaşmak istedim. Bu arada bana bu diyeti veren doktor bizim bütün binayı zayıflattı desem yerdir. Gerçekten başarılı bir hekim. Listeyi vermeden önce bir kaç ufak detay belirtmek isterim; her gün mutlaka 2,5 lt su içmek gerekli. Selülit problemi olanların türk kahvesi dahil hiç bir kahveyi tüketmemeleri gerekiyor. Doktor özellikle bu konunun altını çizmişti. Diyetin ilk haftalarında sporu önermedi. Kilo vermeye başladıktan bir kaç hafta sonra kilo verme duruyor. Metabolizma alışıyor yemek şekline. Ozaman itici güç olarak hafif spora başlatıyor. Haftada 3 gün 30 dakika yürüyüş. Sonra giderek spor süresi artıyor. Şimdilik aklıma gelenler bunlar. Gelelim Diyet Listesine....

Kuzey Güney 65. Bölüm Bombalar Patladı (13/03/2013)

 
Şu Kuzey Güneyin kanal yönetiminden çektiği nedir, bi bıraksalarda rahat rahat izlesek. Yayın saatleriyle oynamaya olayına sinir oluyorum. Bi kaç haftadır serzenişte bulunuyorum sürekli senariste ve yönetmene, bu hafta ne güzel bir bölüm çekmişler ama yayın saati yüzünden Merhamet'in reytingini yakalayamayacak kesin. Zaten anlamadığım şey, Muhteşem Yüzyıl'ın devrilemeyeceğini anlamamış olan kanalın hala karşısına güçlü diziler koyup o dizileri harcaması hangi akla hizmet ediyor? Mesela perşembeye koysunlar bak nasıl izleniyor. Bükemediğin eli öp bikere de bizi de madur etme arkadaşım. (Bak nasıl doluyum)

13 Mart 2013 Çarşamba

Tatlı Yedim Tatlı Bir İnsan Oldum:)

 



Hayat ne güzel bi yer, Allah'a şükür bu gün mutlu uyandım, herşey toz pembe:) Bunda tabi bir çok faktörün etkisi var. Dün akşam Galatasaray'ın aldığı galibiyetin önemli bir etkisi var ziraa Türk spor tarihinde yine bir ilke izma attı ve şampiyonlar liginde çeyrek finale çıkan ilk Türk takımı oldu. Maçın özellikle ikinci yarısında sinir olarak izledik, bir sürü kızdık Cimboma ama son dakika golüyle mutlu olduk.

12 Mart 2013 Salı

Balayı Güzel Bişey.. Balayı Oteli Seçmek Zor İş

 
Nerden başlasam nasıl anlatsam güzel balayımızı ve ve bize böyle güzel bir balayı yaşatan güzel otelimizi. Ülkemizde tatil denince akla hep Antalya gelir ve hep belli başlı büyük oteller gelir. Hatta bunların bir çoğu World Of Wonders (WOW) Otelleridir. Eşim benden habersiz balayımızı planlarken iki otel arasında kalmış ve en sonunda süprizi bozup bana iki otel arasında seçim yapmam için sormak durumunda kaldı. Otellerin biri WOW'un Topkapı Place Oteliydi.Diğer otel ise benim teredütsüz seçtiğim Özdere Paloma Pasha Oteldi.


 

11 Mart 2013 Pazartesi

Alışveriş+Mutfak= Mutluluk:)

Kadınlar ne kadar da kolay mutlu olabiliyor Allahım. İyi ki kadın doğmuşum da bu kadar mutlu olmuşum. Süphaneke dinimiz Amin:) İzmirliler Tansaş'ı pek sever ziraa Egenin kalbinden kopmuştur. Herkesin bir Tansaş hatırası olmuştur. 80'lerin çocuklarının market anlayışı Tansaş'tan ibarettir. Sonraları Kipa falan açıldı da dünyadaki tek marketin Tansaş olmadığını öğrendik:) İşte bu nedenlerle zaafım var Tansaş'a. 

Hem neden sevmiyeyim ki, bir sürü üründe yüzde 40 indirim yapmış bugün için. İş çıkışı  öylesine bi bakıyım dedim ne var ne yok beni özlemişmi diye  bir de ne göreyim? Hemen  baktım neler indirimde diye, sonra 4,5TL'ye inmiş bu gereksiz kupalar aldım. 




Yanlış anlaşılmasın kupa faydalı bişey ve kendilerine bayıldım da; evde vardı bisürü, ne diye gidip aldımsa artık. Ama şimdi böyle tatlı teyzeleri nasıl almam. Biri Moskova'da donarken diğeri İspanya'da günlük güneşlik yaşıyor. Kuplarında bile ülkelerin adları var, o kadar ince düşünülmüş.


Ben markette bardak seçerken bir süre sonra eşim geldi. Tansaşta buluştuk ( muhallebicide değil dikkatinizi çekerim:) Sonra o da kendine kahverengi bardakları seçti. Yani fena değiller, sıcak bir havaları var. Fiyatı 3,5TL. Fiyatını duyunca kanım kaynadı, e alalım bari dedim. Sonra eve geldim mutlu mutlu. 



Durup dururken bardaklarım olmuş, bi de üstüne güzel bi mantar yapayım kalpli fırın kabımda dedim, daha bi mutlu olayım:) Bu fırın kabını bedavaya aldım desem yeridir. Kendisini 5 ay önce Esseden %50+%50 indirimden 10TL'ye almıştım. O kadar çok kullanıyorum ki, iki kişi olunca büyük kaplara gerek olmuyor. Bi güzel mantarlarımı doğradım üstüne tuz ektim, bi de tereyağ, bi de kaşar..Ohhh:) Karnı tok sırtım pek Maşallah:) E boşuna demiyorum hayat güzel bi yer diye..

Evli misiniz? Ozaman Panpaaaaa :))


Bayılıyoruz Oğuzhan UĞUR'a. Bi insanın bütün şarkıları mı güzel olur, eğlenceli olur arkadaş:) Şarkı sözleri asıl traji komik olan. Bütün şarkılarını paylaşasım var ama kalabalık yaratmak istemiyorum. Youtube'a yazın geliyor bütün parçaları. Mesela ben şuanda kafam patlamış bir şekilde çalışıyorum işyerinde. Bi anda aklıma geldi, bi kaç parça dinledim hemen silkindim ve kendime geldim:) Sizde silkinin ve kendinize gelin.. 

Evli hanımlar sözüm size! Kocalarınızın donlarını ütülemeyin, dinleyin bak adam ne diyor:)

Erkek Dediğin...


Herkese iyi, güzel ve enerjik haftalar diliyorum efendim..8 Mart Dünya Kadınlar gününde erkeklerin kadına bakış açılarının güzel bir özeti olan Can Yücel'in şiirini paylaştıktan sonra http://beniyisimi.blogspot.com/ blogunun sahibesi bir de Can Yücel'in "Erkek Dediğin" şiirini yayınlamanın güzel olucağını belirtip şiiri gönderdi, çok da iyi yaptı.. Can amcamız sadece erkeğin kadından beklentilerini değil, kadının erkekten beklentilerini yansıtan güzel bir şiir yazmış. Hem kendimiz okuyalım hem de sevgilimize, eşimize okutalım :)
İyi okumalar..

Erkek Dediğin,
Seni Elinin Tersiyle değil Avucunun İçiyle Kavrayacak.
Bileceksin Ki Emin Ellerdeyim,
Başkası Tutamaz Elimi Böyle.
Rahat Olacaksın Yanında,

8 Mart 2013 Cuma

Kadın Dediğin...



Kadın dediğin iyi sevişecek arkadaş.
Koyun gibi yatmayacak, kımıl kımıl olacak yatakta.
Aklını başından alacak ama, aklını sadece bununla yormayacak.
Delireceksin ama delirmen hastalıktan olmayacak.
Uzanıverdi mi yanına boylu boyunca, göğsünde atan kalbinin yerine koyacaksın kendini, ruhunu, herşeyini.
Aşksız yatmayacak yatağa ve sen bunu bileceksin.

5 Mart 2013 Salı

Gelin Çiçeğim ve Düğün Fotoğrafçısı

Düğün mevsiminin yaklaştığı şu sıralarda, evlilik hazırlığında olan herkes harıl harıl gelinlik, gelin çiçeği, düğün fotoğrafçısı ve beyaz ayakkabı derdine düşmüştür eminim. Ben geçen sene 5 Mayısta evlendim. Yaza girmeden tam bahar başlanıcında ılık bir havada terlemeden eziyet çekmeden hem düğünü hem de fotoğraf çekimini gerçekleştirdik. Düğün fotoğrafçısı inanılmaz önemli bir mesele. Ziraa düğünden sonra elinize kalan en önemli hatıra düğün fotoğrafları oluyor. Salonda çekilen fotoğraflarda oynarken zıplarken poz vermeden garip garip fotoğraflar olabiliyor. Yada düğünün sonuna doğru saçı başı dağılıyor, makyajı bozuluyor insanın.O nedenle düğünden önce çekilen ve özellikle poz verilen fotoğraflar en güzel haliniz oluyor. Biz çok araştırdık ve en sonunda İzmir Swiss Otelin içinde bürosu olan bir fotoğrafçıyla anlaştık. 


Hatta olay şöyle gerçekleşti. Eşim aylar öncesinden, düğün gecesinde kalmak üzere Swiss Otelde oda rezarvasyonu yapmıştı. Fotoğrafçı için araştırma yaptığımız dönemde bir gün evlenme fuarına gittik ve orada bir fotoğrafçının çekimlerini çok beğendim. Hemen locaya girdik ve adamla konuşmaya başladık. Şansımıza beğendiğimiz fotoğrafçının da asıl bürosu Swiss Oteldeymiş. O nedenle çekimlerde inanılmaz rahat ettik. Sabah kuaföre gittikten sonra annemin evine gittim son kez. Babam kırmızı kurdelemi bağladı, beni evden komvoyla birlikte yolcu ettiler ve biz direkt olarak Oteldeki odamıza geldik. Yarım saat sonra da fotoğrafçı odamıza geldi ve hemen odanın içinde çekime başladılar. Çekim bittikten  1 saat kadar sonra da Düğün salonumuza gittik.

4 Mart 2013 Pazartesi

Kerevizli Mercimek Çorbası (Koca Kandıran:)

Mercimek çorbası öyle çok fazla tarifi verilmesi gereken bir çorba değildir. Herkesin evinde pişen faydalı besleyici ve bence pratik bir çorbadır. Ancak ben haftasonu adını koca kandıran çorbası koyduğum mercimek çorbasından yaptım, hatta uydurdum diyebiliriz. Benim eşim sebze yemeyen bir insan olduğu için, onu nasıl kandırırım da biraz vitamin almasına sebep olurum diye düşünerek kırk takla atıyorum, bir sürü kurnazlıklar düşünüyorum sürekli. Yaptıkça fotoğrafını çekip sizinle paylaşıcam, belki benim durumumda olanlarınız vardır aranızda. Tavsiyelerinizi beklerim efendim. 

Gelelim benim koca kandıran çorbama. Mercimek çorbası öyle bir çorba ki dozunu iyi ayarladığınız takdirde içine ne koysanız kamufle edip güzel bir lezzete bürünmesine neden oluyor. Ben kendime portakallı kereviz yaparken bi yandan da mercimek çorbası hazırlığındaydım. Sonra aklıma hain bir fikir geldi ve biraz kereviz koysam ne olur ki canım, ölmeyiz heralde dedim, ve başladım hain planımı gerçekleştirmeye...


Baharın Mucizesi Maydanozlarım:))

Haftasonu İzmir'de bahardan kalma bol güneşli günler yaşadık. Hatta kahvemi yapıp, açılır sandalyemi alıp, Makro İktisat okudum balkonumda, öyle güzeldi yani:) Güneş insana nasıl da hayat enerjisi veriyor, hayat daha bir pembeleşiyor sanki. Herşey pozitif, çözülemeyecek sorun yokmuş gibi, hatta zayıflamaya çalışan biri olarak hemencecik kilo verebilirmişim gibi geliyor:)) Lütfen hemen Nisan gelsin, piknikler başlasın, tişörtün üstüne ince triko giyerek işe gidelim. Mayısta ayaklarımızı denize sokalım hatta denize girelim. İzmiri bu yüzden bu kadar çok seviyorum işte. Güneşi bol ve inanır mısınız geçen sene 23 Nisan günü arkadaşlarımızla toplanıp Özdere'de bir otele gitmiştik ve ben o gün denize girdim! Tabiki biraz üşüdüm, malum deniz suyu havadan daha geç ısınıyor ama hava öyle güzeldi ki dışarı çıkınca ısınıverdim. We love İzmir:)


1 Mart 2013 Cuma

Havuçlu Elmalı Kek Aşkına...

Misafir ağırlarken genelde ananemden öğrendiğim browni kurtarıcım olurdu, ama bu sefer biraz değişiklik yapayım istedim, iyi ki öyle yapmışım. Eşim ba-yıl-dı! İltifat ede ede bitiremedi, ben de pek mutlu oldum tabi:) O yüzden bu keke ayrı bir post ayırmak istedim.


Eve gelirken telefondan internete girip biraz havuçlu kek tariflerine baktım. Sonra kendi anonimimi yarattım. Yüzde yüz garantili bi tarif veriyorum, dikkat:))

Çalışan Kadının Misafir Ağırlaması Böyle Olur

Dün akşam üstü 2 kişilik küçük bir misafir gurubunun akşam bizi ziyarete geleceğini öğrenince ne yapsam telaşına düştüm hemen. Markete gitmeye bile vaktim yoktu desem yeridir. Evde olan malzelemelerle uydurmasyon bi menü ortaya çıkardım. Öncelikle ilk defa denediğim elmalı havuçlu kek yaptım. Keki o kadar beğendik ki onu ayrı bir postta anlatıcam. Kekin yanına makarna salatası ve actifryda tavuk göğsü yaptım. Akşam yemeğiyle çay arası bişey oldu.

Makarna salatası:


Yarım paketten biraz fazla kelebek makarna tuzlu suda haşlanırken bir yandan kornişon turşuları halka halka doğradım. Konserve kırmızı biber közlemesinden 2 adedini de küçük küçük doğrayıp üzerine haşlanmış mısır döküp karıştırdım.


Makarna haşlandıktan sonra geniş bir kaba alıp alıp biraz soğumasını bekledim. Ilık hale gelen makarnanın üzerine 750 gr kadar yoğurt döküp güzelce karıştırdım. Karışım homojen hale geldikten sonra iç malzemesini de üzerine döküp, son kez tekrar karıştırıp servis kabına aldım. Üzerini nane ile süsleyip, buzdolabına yolladım:)



Soya soslu ve kimyonlu tavuk göğsü:





Actifry çalışan kadının kurtarıcı, seviyorum, seveceğim:) Tavuk göğsünü ufak ufak doğrayıp 1 yemek kaşığı zeytin yağı koyduğum actifryın içine aldım. Yaklaşık 3 dakika piştikten sonra üzerine 2 yemek kaşığı kadar soya sosu, bir tatlı kaşığı kimyon ve bir tatlı kaşığı kekik ekleyerek yaklaşık 12 dakika kadar pişmeye bıraktım. Pufuduk pufuduk piştiler, hem de beni hiç yormadılar:)