3 Haziran 2014 Salı

Midilli Adası/ Lesvos - Adada İkinci Gün


 Midilli Adasına Gelişimiz İçin Tıklayın

 Midillideki Birinci Günümüz İçin Tıklayın

Midilli/ Lesvos - Adadan Ayrılış için Tıklayın

Adadaki ilk gecemizden sonra, temiz hava bol oksijen sayesinde sabah erken kalkıp otelimizin mütevazi ancak lezzetli kahvaltısıyla güne başladık.



İkinci gün ki rotamız ilk güne göre daha fazla destinasyonu içeriyor. O yüzden hızlıca kahvaltımızı edip adanın kıvrımlı ve mavi yeşil manzaralı yollarında yola koyuluyoruz.



İlk durağımız Petraya 15 dakika uzaklıktaki Anaxos. Burası Petrayla aynı plajı paylaşan ve yine kıyıda tavernaları olan, yemek yiyip sonra güneşlenip denize girebileceğiniz küçük ama çok sevimli bir yer. Zaman kısıtından dolayı arabadan inmeden şehri gezip bir sonraki durağımız olan Filia'ya doğru yola çıkıyoruz. 

Filia denize uzak bir dağ köyü diyebiliriz. Zaten Midilli çok dağlık bir ada o yüzden bir çok köyü tepelik alanlarda kurulmuş. Filia denize uzak ancak süprizlerle dolu bir köy diyebilirim. Köyün girişinde pek de ilgimizi çeken bişey olmamıştı açıkçası, ancak içerilere doğru dar yollara girmeye başladıkça arabayı park etsek mi acaba diye düşünmeye başladık. Sonra öyle bir sokağa geldik ki burdan arabanın geçmesi mucize derken baktık ki normalde kullanılan araba yolu burasıymış. Adada araba kullanmak biraz tecrübe gerektirebilir bilginiz olsun:) Bu köyün bi meydanı falan yok mu derken aniden o daracık yollardan köy meydanına çıkıverdik. Ve sonraki gezilerimizde de anladık ki Yunan köyleri hep aynı mantıkla yapılaşmış. Çevresinde evlerden bir kabuk oluşturmuş ve asıl güzelliğini içeride en beklenmeyen yere saklamış.







 Köyün kilisesini gezip güzel ve minik meydanında frappenizi içebilirsiniz. Gezimiz sırasında minaresi yıkılmaya başlayan terke edilmiş bir cami keşfettik ve ilk defa bir Türk izi görmekten dolayı hem sevindik hem de terk edilmişliğinden dolayı çok üzüldük.


Filiadan sonra daha çok beğendiğimiz ve bir daha adaya gelirsek mutlaka tekrar uğramayı aklımıza koyduğumuz turistik olmayan Anemotia köyü oldu. Bu köy de yine bir dağ köyü ancak daha gelişmiş, daha büyük ve güzel bir meydanı olan, yine dar sokaklı ancak çok bakımlı evleri olan güzel bir dinlenme molası verebileceğiniz bir köy.


 




Köy meydanındaki kafelerden birinde soluklanıp Yunanlıların meşhur Frappelerinin tadına baktık. Bence fena değil ancak bayılmadım, bir daha içiceğimi pek sanmıyorum, Greek coffe daha benlikti mesela. Kahvemizi içip ücretsiz wifi'nin tadını çıkardıktan sonra bişeyler atıştırmak için sokakların arasına daldık ve karşımızı çok tatlı, yerel ve içinden mis gibi kokular yükselen bir pastane bulduk. 


Fotoğrafta gördüğünüz mayalı ve peynirli minik poğaçamsı şeylerden aldık, okadar beğendik ki geri dönüp tekrar aldık. Dükkanın işletmecisi olan bayan çok sempatikti ve genel olarak edindiğimiz izlenim Yunanlılar Türklerden nefret falan etmiyor aksine birbirimize çok benzediğimiz için aramızda güzel de bir çekim var. Yani sorunlar Devletlerin arasında, bireysel olarak kimsenin kimseyle bir sorunu yoktu.


 Anemotia'dan Adanın denize kıyısı olan büyük merkezlerinden biri olan Sigri'ye doğru yola çıktık ve yine çok güzel ağaçlarla dolu yollarda ilerlerken minik bir seyir terasına denk geldik. Biraz soluklanmak için durduğumuzda minik ve lezzetli incirleri olan bir incir ağacının bizi beklediğini fark ettik:)


İncirleri görünce mutlu olup Haka Dansı yapan Merveku:)
 
 
 

İncirlerimizi yiyip biraz dinlendikten sonra Sigri'ye doğru dağ tepe tırmanıp Adanın en yüksek noktalarına  çıkıp ordan deniz seviyesine inen yaklaşık 1 saatlik yolculuğumuzu tamamlıyoruz.

Adanın en yüksek noktalarından birindeki meşhur bir kilise, biz yukarı tırmanmaya üşendik ancak giden arkadaşlarımız çok güzel olduğunu söyledi.

 
 Sigri, önceden söylediğim gibi Adanın büyük merkezlerinden biri ancak nispeten sakin bir şehir. Doğayı dinleyerek ve çok berrak denizine girerek tatilinizi geçirebileceğiniz, kalmak için uygun destinasyonlardan biri.

  

 Sigrideki eski bir Osmanlı kalesi.
 Sigrideki Osmanlıdan kalma eski bir çeşme.



Bu günün son durağı olan Erasos'u çok merak ettiğimiz için ve artık zamanımız çok daraldığı için burda denize girmedik ancak suyun güzelliğinden de anlıyabileceğiniz gibi biraz taşlık ancak berrak denizine girmenizi tavsiye ediyorum.

 
(Resim Google'dan alıntıdır)

Ahh Erasos, kalbim sende kaldı, ne çok sevdim seni.. İşte adada en sevdiğim en ruhuma hitap eden yer, Erasos. Bir dahaki gidişimizde mutlaka konaklamayı düşündüğüm hem tavernaları hem plajı hem sokakları hem de kalabalığıyla tatil anlayışımın ta kendisi olan bir şehir.


Erasosa vardığımızda yaklaşık olarak saat 4'dü. Resimde gördüğünüz ahşap iskelelerin herbiri taverna, ve tavernaların başladığı noktada resimde görünmeyen kiralık şezlog ve şemsiyeler var. Normal şartlarda Türkiye'de saat kaçta giderseniz gidin kullandığınız şezlonga mutlaka ücret verirsiniz ancak Midilli'de işler böyle yürümüyor. Öğleden sonra geldiğinizde ücretli şezlongları ücretsiz olarak kullanabiliyorsunuz. Ben diyorum hep bu Yunanistan boşuna batmadı diye:)

Efendim biz de bunu bilmiyorduk tabi, önce şezlongumuzu yerleştik, baktık fiyat tabelası var kocaman, 2 şezlog bir şemsiye 6 Euro. Bekledik bekledik kimse gelmeyince denize girip çıktık güneşlendik ancak hala gelip giden yok. Sonradan öğrendik durumu ve çok güldük. Havanın kararmasına yakın, adadaki her plajda mevcut olan duşları ve giyinme kabinlarini kullandık ve geceye hazırlandık. Bu duş olayına çok takılıyoruz biz karıkoca. Neden ülkemizdeki plajlarda bu minicik hizmet yok anlıyamıyorum. Sadece ücretli plajlarda var, halk plajlarında rastlamak oldukça güç.



 

Üstümüzü giyinip şehri biraz gezdikten sonra deniz kıyısındaki tavernalardan hangisine otursak diye dolaşmaya başlıyoruz. Herbiri biririnden eğlenceli gözüken bu mekanların bir çoğunda ahtapot kuruttukları görüyoruz. Halay çeken ahtapotları önce resimliyoruz sonra da yemeğe karar veriyoruz:)







Yemek için seçtiğimiz bu çok eğlenceli tavernadaki ilk siparişimiz meşhur Yunan Uzosu oluyor. Rakı sevenlerin tadını sevdiği, ancak bize fazla hitap etmeyen bir içki oldu. Yine de kültürlerimizdeki bu benzerlik bizi birkez daha şaşırttı. Türk kahvesinden sonra Uzo ve rakı benzerliği damak tadımızın nasıl yakın olduğunun bir göstergesi sanırım. Menüde:

 Şarap soslu ahtapot (7 Euro olmalı)
 Greek Salata (4,5 Euro)

 Ve Kabak çiçeği dolması vardı (5 Euro)



Yediğimiz herşeyin çok lezzetli olduğunu tekrar vurgulamama gerek yok sanırım.

Yemeklerini silip süpürmüş mutlu insanlar.


Hesap pusulası gördüğünüz gibiydi. Gitmeyi düşünenlerin fikrinin olması için ekliyorum.
Yemeğimizi uzuuuun uzuuuuuun yedikten sonra hesabı ödemeye çalıştık ancak gördük ki hesabı almak gibi bi dertleri yoktu işletmecilerin:) Hesap pusulası geldikten sonra ödemeyi yapmak için birinin gelmesini bekledik, beklemekten sıkılınca parayı masaya bıraktık ve bir bardak koyduk üstüne. Dikkatinizi çekiyorum denizin dibindeyiz ve hafif bir rüzgar var, paralar uçabilir yani. Çok merak ettik parayı nezaman alıcaklar diye, o nedenle ödemeyi yapıp masadan kalktıktan sonra ileride masayı görebileceğimiz bir noktada beklemeye başladık ve kimse gidip almadı! İnsalara fazla güveniyorlar:)




Sonrasında yine biraz şehir turu yapıp hediyelik magnetler alıp artık arabamıza doğru yola koyulmuşken ücretsiz açık hava sinemasına denk geldik. Aynı sinemadan Molivosta'da görmüştüm. Ne güzel bi hizmet. Burda işler parayla dönmüyor buna inanın. Erasostan otelimize bir saatlik virajlarla dolu bir gece yolcuğu yapıktan sonra varıyoruz. Yarın adadaki son günümüz ancak yine çok güzel yerler keşfedicez ve tadına doyamadan adadan ayrılıcaz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder