4 Ağustos 2014 Pazartesi

Cote D'Azur Tatili 5. Gün - NİCE :)

Nihayet tatilimizin bizi en meraklandıran ve en olmak istediğimiz şehrinde sıra.Nicedeki otelimizi size gönül rahatlığıyla tavsiye edebilirim. Oldukça tarihi bir binada, Fransız balkonlu ve harika manzaralı Hotel Floride Nice otobüsle 10 dakika mesafede, yürüyerek ise 15 dakikada gidilebilen Cimiez bölgesinde. Bu bölge çok nezih bahçeli Fransız evlerine sahiplik eden ve harika manzarası olan, Fransız balkonunda Fransız şarabını özellikle ışıklı gece manzarasıyla içebileceğiniz bir yer. Ayrıca balkonumuzdan deniz de görünüyordu. Gitmek isterseniz en üst kattaki balkonlu odayı istediğinizi mail yoluyla iletebilirsiniz.




Nice'deki ilk günümüzde otelin hemen karşısındaki otobüs durağına gidip merkeze giden otobüsten günlük sınırsız kullanım hakkı olan 5 Euroluk biletlerden alarak şehir merkezi sayabileceğimiz Massena meydanına gittik. İlk defa arabasız, otopark ücreti vermeden bir gün geçirdik. Ulaşım konusunda hiç tereddütünüz olmasın ziraa Massena meydanından geçen tramvay hattı şehrin bir çok yerine rahatlıkla ulaşmanızı sağlıyor. Ayrıca otobüsler de kalabalık değil ve sefer sıklığı yeterliydi.

Massena Meydanında 7 adet direk üzerinde oturan adam heykeli mevcut. Tarihi yapılarla uyumsuz bulduğum bu heykeller 7 kıtayı temsil ediyormuş.


Bir değişiklik yapıp üstteki resimde gördüğünüz günlük kiralık bisikletlerle her yeri gezmeyi tercih edebilirsiniz. İki kişilik bisiklette ön tarafta ayrıca bir sürücü bölümü var. Süren kişiler size hem rehberlik etmiş oluyor hem de yorulmadan gezmenizi sağlıyor. Düşünülebilecek bir alternatif bence.


Meydanın ortasında bir havuz içinde Apollo heykeli var. Heykelin etrafında ise Yunan Mitolojisinden esinlenerek yapılmış bronz 5 adet heykel farklı gezegenleri temsil ediyor. Apollo heykelinin başındaki taç ise aslında minik atlardan oluşuyor.

Massena meydanı çok eğlenceli bir buluşma noktası. Apollo heykelinin meydanı ikiye böldüğünü varsayarsak sağ ve sol tarafında iki adet sulu alan mevcut. Bu alanlardan bir tanesinde belirli aralıklarla yerden çıkan fıskiyerden meydanın ıslatılması yoluyla ayna etkisi yaratılıyor. Fıskiyelerin açık olduğu anlardan herkes gibi bende kendimi suların ortasına attım, çok eğlenceli:)

 

Diğer tarafta ise sürekli olarak su buharı veriliyor. Hem serinleten hem de insanı sahneye çıkan pop star havasına sokan bu bölümde epey bi zaman harcadığımı söylememe gerek yok sanırım.


Kahvaltı etmeden yola düştüğümüzden mütevellit, Massena meydanındaki çocuklaşmalardan sonra artık kurt gibi acıkmıştık. O yüzden kendimizi doğruca Saleya Meydanına attık. Burası şehrin en önemli meydanlarından bir diğeri. Her sabah öğlene kadar yiyecek ve hediyelik eşya pazarı kuruluyor. Pazarın etrafındaki restoranlarda ise kahvaltıdan akşam yemeğine kadar sürekli yiyecek birşeyler bulmanız mümkün. Pazar gezilmeye değer, o nedenle gününüzün ilk saatlerini buraya ayırmanızı tavsiye ederim.



Karnımızı doyurup, Marsilyada alamadığımız Marsilya sabunlarını bu pazardan aldık. Benim gibi gördüğünüz ilk tezgahtan alışveriş yapmayın, hepsini dolaşın ziraa fiyatlar farklılık gösteriyor. Sabunların kokusu muhteşem, bilginize..

Güneşi kaçırmadan Nice'in meşhur sahiline gitmeye karar verdik. Bizim harika kumsallarımızdan sonra tabi ki muhteşem gelmedi bize ancak yine de şehir merkezinde bu kadar temiz bir denize sahip oldukları için çok şanslılar.



Deniz keyfini fazla uzatmadan şehri dolaşmaya devam ediyoruz. Marsilya'da binemediğimiz Petit Treni bu defa Nice'de affetmiyoruz:) Zaten sahilden kalktığı için deniz sonrasında kendimizi trene atıyoruz. Önce Massena Meydanına ordan eski şehrin içine ve sonrasında şehrin Kalesine çıkıyoruz. Kalenin olduğu yerde artık kaleden fazla birşey kalmamış geriye ancak çok güzel bir yeşil alan mevcut. Keşke daha fazla vakit geçirebilseydik, ama 15 dakikalık moladan sonra geri dönüş yoluna geçtik.






Trenle şehri gezmek şehir planı hakkında zihninizi toplamak için güzel bir seçenek. Az çok görülmesi gereken noktalardan geçtiği için sonrasında nerede vakit geçirmek isteyeceğinizi belirleyebilirsiniz. Biz sahilde biraz takılıp, Amerikadaki ünlü özgürlük anıtının minyatür versiyonuyla fotoğraf çekildikten sonra kendimizi eski şehir bölgesine attık.

İşte gerçek bir Fransız kadını :)


Eski şehir bölgesinden önce bahsetmek istediğim bir büyük meydan daha var Nice'de. Jean Medicine meydanı. Burası aynı zamanda hem tramvay güzargahında hem de Eze Köyüne ve Monako'ya giden otobüslerin kalktığı noktada. Bunun dışında bana meydanla ilgili en ilginç gelen şey yeşil panjurların etrafındaki kabartmalı pencere görünümlerinin boyayarak yapılmış olmaları. Dikkatli bakmazsanız eğer gerçek zannedebilirsiniz.


Eski şehir bölgesi bir çok şehirde olduğu gibi Nice'in de kalbi diyebiliriz. Gündüz daracık sokaklarındaki dükkanlardan alışveriş yapıp bişeyler atıştırabilir, akşam da uzun yemek sofralarında şarap eşliğinde kalabalığı seyrederek sıkılmadan saatlerinizi harcayabilirsiniz. Kalbimin bir kısmını bıraktığım eski şehirdeki yemek durağımız Bella Socca oldu.


Ayhan Sicimoğlu'nun Nice belgeselinde görüp özellikle arayıp bulup gittiğimiz bu minik salaş Soccacı bizi fazlasıyla memnun etti. Socca nohut unundan yapılan bir tür krep. Yanında tuz ve karabiberle geliyor. Şarapla veya birayla öğle yemeği olarak yenilebilir. Biz tadına bakmak için bir adet socca yanında bir adet de tapas menüsü alıyoruz.


Menüde ayrıca ev yapımı şarap da mevcuttu. Rose sevenler için tam bir cennet bu ülke. Keşke bizde de bu kadar yaygın olsa ve çeşit bol olsa. Ev yapımı şarapların alkol oranı biraz yüksek bilginiz olsun.

Karnımızı doyurup biraz keyif yaptıktan sonra biraz daha şehri dolaşıp akşam için hazırlanmak üzere otele gitmeye karar veriyoruz.


Ama önce bir dondurma molası:)





Dondurmayı yedikten sonra bu güzel çikolatalardan ve şekerlemelerden yiyemedim ama başlarından da ayrılamadım bir türlü:)


Nice ile ilgili bütün kartpostallarda resmi bulunan simge oteli Negresco'yu ancak akşam gezebildik. Resim çekilmek yasak olsa da Türklüğümüzü belli ettik ve kaçak göçek bişeyler yaptık yine:)


Bu otel müze gibi gezebileceğiniz çok şık ve tarihi bir otel. Atlıkarıncalı salonunda açık büfe sabah kahvaltısının 30 Euro olduğunu öğrendik. Bi çılgınlık yapıp kahvaltıya gelelim diye düşündüm ama sabah kalktığımızda kahvalti saatini kaçırmıştık maalesef. Neyse iyiki de kaçırmışız, iki kişi için 60 Euro yani yaklaşık 180TL vererek kahvaltı yapıcak kadar da çıldırmayayım zaten:)


Akşam ışıklarla aydınlatılan şehir bir başka güzeldi tahmin edebileceğiniz gibi. Uzun uzun yürüyüp ayaklarımızda derman kalmayınca otele geri döndük.


Güzel manzaralı Fransız balkonumuzda, aylarca hayalini kurduğum şekilde Rose Fransız şarabımızı içip manzaraya daldık. Nice bize çok çok keyif veren bir şehir oldu ve büyük hevesle geldiğimiz halde, hayal kırıklığına uğramadık. Şunu belirtmeden geçmek istemiyorum. Benim tatil boyunca çok güzel anılara sahip olmanın bir nedeni tabi ki gittiğimiz şehirlerin güzeliğiydi ancak bir diğer nedeni beni olabildiğince rahat ettirmeye çalışan, yorulduğumda ya da huysuzlandığımda keyfimi yerine getiren, mutlu hissetmemi sağlayan eşimdir. Eğer o beni bu kadar mutlu etmeseydi ben de bu kadar mutlu anılarla ayrılmazdım. Aslında nereye gittiğinizin önemli olmasının yanısıra kiminle gittiğinizin de ne kadar önemli olduğunu ben bu tatilde daha iyi anladım. Sorun çıkaran, memnuniyetsiz biriyle tartışarak gezdiğiniz bir şehri güzel hatırlamanız biraz zor sanırım. Burdan canım kocama bir kere daha teşekkür ediyorum bu güzel tatil için.

Yarın Eze Köyüne ve oradan Monako'ya gidiyoruz. İhtişam ve zenginliğin sınırlarını zorlamaya hazır olun:)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder