16 Eylül 2014 Salı

Bir Tatlı Huzur Almaya Geldik... Kaz Dağlarından


Bu sene yeni yaşımı eşimin ve arkadaşlarımızın benim için düzenledikleri haftasonu tatilinde, sevildiğimi hissederek karşıladım. Ve bu güzel tatil boyunca en yoğun hissettiğim duygu gerçek huzur oldu, ki şu sıralar dedemin rahatsızlığı dolayısıyla aslında bir yanım kan ağlasa da beni bu duygudan uzaklaştıran, sahip olduklarıma şükrettiren bir gezi oldu. Rotamız, daha önce hiç gitmediğim, oksijen deposu Kaz Dağlarıydı. Cumartesi sabahı  3 aile ve bir küçük adamla İzmirden yola çıktık. Zaten sonunda görmediğim bir yere ulaşmak varsa araba yolculuğunu çok severim, ancak özellikle eşimin 90larda aldığı Cartel'in albümünü dinleyip kolumuzu arabanın camından çıkarıp "gel gel gel Cartele gel" diyerek 30 yaş üstü insalara yakışmayan davranışlar sergilemek en eğleneceli kısmıydı:) 


  
 

Kaz Dağları bölgesindeki ilk durağımız Kaz Dağları Milli Parkına çok yakın bir mesafedeki Endes Kamp'tı. Orada hissetiğim doğanın ne kadar ihtişamlı olduğu ve aslında insanın onun yanında ne kadar ufak kaldığı duygusunu daha önce Rize'deki Ayder Yaylasında hissetmiştim.


Biz kalmak için uğramadık sadece biraz dolaşmak ve harika deresinin kenarında vakit geçirmek ve belki bişeyler atıştırmak için gitmiştik. Daha önceleri günü birlik ziyaretçilere açık olan Kamp alanı artık konaklama müşterileri dışında ziyaretçi kabul etmemeye başlamış, ancak bizim bu kadar yolu katederek gelmiş oluşumuzdan dolayı çevreyi dolaşmamıza izin verdiler. Gördüklerimden ve internet sitesinden faydalanarak kamp alanıyla ilgili bir kaç detay vereyim.


İçerisinde 45 yatak kapasiteli 20 adet taş ve ahşap evin bulunduğu, harika bir nehirin kenarında orman içinde kurulmuş bir meditasyon kampı burası. Kamp içinde müzik sesini dışarıdan da duyabildiğiniz yoga salonu mevcut. Derenin kenarında bir kaç şezlong ve dinlenmek için alanlar mevcut. Sadece dingin derenin ve ormanın sesini dinleyerek asla araç sesi olmadan müthiş bir dinlenme alanı diyebilirim. Çok beğendim ve seneye kalmak için geri dönmeyi çok isterim.

 

 
  Bu da bizim Endes'teki Sevgi Yolundaki sevgi pozumuz:)

Kaptan sonra direksiyonu Kaz Dağları Milli Parkına (Hasan Boğuldu) kırdık. Milli Kamp oldukça kalabalıktı ama insanlar gitmekte çok haklılar ziraa devasa ağaçlar, dere, şelale, mangal alanı ne ararsan mevcut. Buz gibi sularına ayağımızı sokarken kemiklerimize ağrılar girdi.

  
 
Resimde gördüğünüz küçük adam biz ne kadar yürüdüysek aynı şekilde bizimle birlikte o kadar yürüdü, hiç mızmızlanmadı aksine aksiyon hoşuna gitti, sonrasında bizimle birlikte bir porsiyon köfteyi mideye indirip otele giderken de araba kestirip süper uyumlu bir tatil çocuğu olduğunu kanıtladı:) Maşallah diyoruz!

İşte tam kadro fotoğrafımız:)

Dere tepe tırmanıp sonunda Hasan Boğuldu gölüne vardık. O kadar tırmanmıza değecek berraklıkta ve ancak bir o kadar da kalabalık bir göldü. Hikayesinden bahsedeyim biraz: Hasan ovada yaşayan bir gençtir ancak obada yaşayan Emine'ye aşıktır. Eminenin ailesi Hasan'nın bir sınavdan geçmesini ister aksi takdirde aşıkların kavuşması imkansızdır. Hasanın sırtına bir çuval dolusu tuz yüklerler ve ovadan obaya kadar taşımasını isterler. Emine de Hasana eşlik etmektedir. Hasan ilk başlarda gayet rahat çuvalı taşırken bir süre sonra sıcağın ve terin etkisiyle tuzlar erimeye ve Hasan'ı zorlamaya başlar. En sonunda Hasan çuvalı sırtından düşürür. Emine çuvalı sırtladığı gibi ailesine doğru gitmeye başlar. Hasan Emine'nin arkasından "ben sana gelemedim Emine, sen benimle gel" diye bağırsa da Emine dinlemez ve Hasanı arkasında bırakır. Hasandan bir daha haber alamayan Emine bir gün Hasanın gömleğinin bir parçasını derenin kenarında bulur ve sonunda kendisini Hasanın gömleğiyle işte bu gölün bulunduğu yerdeki ağaca asarak intihar eder.


Gölden sonra tekrar aşağıya inerek bu sefer şelalenin olduğu bölümde çok güzel fotoğraflar çekilip Otelimize doğru yola çıktı.

 

Kaz Dağlarında Adatepe Köyünde Hünnap Han Otelde kaldık. 100 yıllık taş binalardan oluşan yapılar kompleksi diyebiliriz otel için. Bahçesindeki hünnap ağacı isim babası olmuş. Alaçatı evleri gibi hayal edin, ancak beyaz değil doğal taş renginde inşaa edilmiş evler bunlar. Evlerden birinin önünde güzel bir havuzu var, biz gelir gelmez ilk iş havuza girip biraz yorgunluğumuza attık.

Köyde tuğlayı sadece çatılarda görüyorsunuz, onun dışında bütün yapılar taştan inşaa edilmiş. Biz Otelin Mavi Ev isimli binasında kaldık, mavi panjurlu evimizden akşamüstü deniz ve köy manzarası. Kocaman penceresine bağdaş kurabileceğiniz kadar kalın ve geniş taş duvarları vardı, bende sabah ve akşam yatmadan önce oturup uzun uzun sessizliği dinledim mavi penceremden..
 
Akşam yemeğini otelin bahçesinde yedik. Çok güzel, çok doğal ve huzurlu bir bahçesi var, yemek için dışarıya gitmenize gerek yok, restorant çeşitliliğinde olmasa da sizi tatmin edicek bir menüsü var. Hamağıyla, sallanan sandalyeleriyle, ağaçlarıyla, çiçekleriyle doyamadığımız bir bahçe oldu.

 
Beni güzel bir masayla, pastayla ve hediyeyle karşılayan ve en önemlisi bu geziye benim doğum günüm olduğu için, yani benim için katılan arkadaşlarıma çok teşekkür ediyorum. Çok güzel bir tatil ve çok güzel bir gece geçirmemi sağladılar. Yemekten sonra otelin başarılı türk kahvesini içip geceyi sonlandırırken, kışın buranın açık olduğunu ve kar yağdığında otelin şöminesi aracılığıyla sıcak su sağlanarak ısıtıldığını öğrenince kışın da çok güzel bir yer olucağı hayaliyle belki bir tekrarı olur mu diye geçirdim içimden.


Bütün herkese teşekkür ettikten sonra, eşimi tabi ki unutmuyorum. Beni mutlu etmeyi bildiği için çok teşekkür ediyorum. Resimdeki gibi bir kovukta yaşlanalım:)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Follow Me From Bloglovin

Follow on Bloglovin