3 Kasım 2014 Pazartesi

Sonbaharda Haftasonu Kaçamağı: BODRUM

 
Birçokları gibi, eşim ve ben tatil yörelerinin ilkbahar ve sonbahardaki hallerini çok seviyoruz. Yaz aylarını da seviyorum o ayrı ama bahardaki sakin huzurlu haline de bayılıyorum. Bu nedenle yaz yerine sonbaharda, biraz nefes almak için haftasonu iki günlük Bodrum kaçamağı yaptık. Bodrum bizi inanılmaz güneşli ve sıcak bir havayla karşılayıp fırtınayla yolculadı:) Ama bunun da bir faydası olmadı diil.
 
 Odamızın manzarası.


Ne yapsak ne yapsak derken birden bire arabanın direksiyonunu Bodruma kırıverdik. Yanımızda doğru düzgün yedek kıyafetler bile yoktu ama bu spontane geziler, her zaman planlı gezilerden daha keyifli geçtiği için böyle detayları önemsemedik. Yolda giderken Booking'ten otel aramaya başladık. Seçenekleri ikiye düşürüp Azmak başındaki Sade Otel ve Akkan Luxury Hotel arasında ben Sade'yi beğenirken eşim lüksü tercih etti:) Nasılsa ben ödemiyorum diyerek kendimi lüksün kollarına bıraktım :P Yok yani bi şehir merkezi oteli ne kadar konforlu olabilirse maksimumu sağlamış otel, çok da luxury değil yani; ama değinmeden geçemiycem odamızda digital zil bile vardı, demek ki biraz luxurymiş. Karar veremedim, geçiyorum. 


Neyse efendim oteli de seçtikten sonra eşyaları odaya yerleştirip arabayı da park ettikten sonra kendimizi güneşin kollarına bıraktık. Lokasyon olarak Azmakbaşı diye geçen, barlar sokağıyla Halikarnas Disko arasında kalan sahili gören bir oteldi o nedenle istediğimiz heryere yürüyerek ulaştık. Tavsiye edebilirim. 


İlk gün Bodruma varışımız ve otele yerleşmemiz saat 3ü bulunca önce Zeki Müren Müzesini gezdik (okumak için buraya buyrun), Sahil boyunca yürüyerek çarşıyı, barlar sokağını ve en son Bodrum Marinasına gezip yine aynı yoldan yürüyerek ve biraz da alışveriş yaparak akşam otele geri döndük. Aynı akşam Galatasaray'ın maçı olduğu için deniz kıyısındaki cafelerden birinde, kumların üzerine atılmış olan sandalyelerde maçımızı izleyip yemeğimizi yedikten sonra biraz daha denizin ve mehtabın keyfini çıkarıp ilk günümüzü noktaladık. Bodrum çarşısının içindeki Karadenizli Yunuslar pastanesi vitriniyle bizi kendine çekmişti, bi kaç ufak kaçamak yapmıştık, daha sonra öğrendim ki zaten meşhur bir yermiş, yani gidip de yemeden dönmeyin.


Ertesi gün uyandığımızda hava rüzgarlıydı. Aslında bu duruma üzülebilirdim ziraa güneş sever bi insanım ancak gezmeyi plandığımız yerleri güneşin altında gezmek bizi çok yoracaktı, bir önceki günden tecrübe etmiştik, o nedenle rüzgarlı hava işimize geldi. Hem güneş hem rüzgar tam hastalık havası aslında ama neyseki kazasız belasız döndük:) Booking yorumlarından otelin kahvaltısının fena olmadığı yazıyordu, işte fotoğraftan görüdüğü gibi fena değildi. Bi serpme kahvaltı değil ama doyurucuydu. Kahvaltının üstüne bi de kahve içtik, ki otel hem denizi görüp hem de tam meydanda olduğu için emekli teyzeler misali akşama kadar çay kahve içip takılabilirdik.


Kahvaltıdan sonra odayı boşalttık, eşyaları arabaya attık ve yine yürüyerek çarşının içinden Bodrum Kalesine gittik. Bodrum Kalesi aynı zamanda Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi olduğu için girişte Müze Kart aldık. İyiki gitmişiz, o kadar parayı müze karta baymışız:P 
 
 
 

Hem müzeyi hem kaleyi, hem kalenin içindeki cafeyi hem de kaleden Bodrum manzarasını çok beğendik. Yaklaşık 2 saatimizi almıştır heralde Kaleyi gezmek. Biraz da aheste davranmış olabiliriz. Son olarak kalenin cafesinde Türk kahvemizi içip, kaleden çıktık ve arabamızı alıp küçük bir Bodrum Merkez turu attıktan sonra Bodrum yarım adasını dolaşmaya başladık.

 

Sırasıyla Gümbet, Bitez, Akyarlar, Turgutreiste dolaştıktan sonra herkesin kalbinde yer etmiş olan Gümüşlükte bir yorgunluk kahvesi içmek için mola verdik. Bu mevsimde bile kalabalık olan Gümüşlüğü yazın hayal bile edemiyorum. Dikkatimi çeken nokta; Bodrum merkezde yiyecek içecek fiyatları Yunan adalarıyla yarışır pahalılıktayken Gümüşlükte denizin dibindeki Belediye çay bahçesinde Türk Kahvesi 2TL, çay 1TL'ydi. Belediyeyi güzel hizmetinden dolayı kutluyorum, vatandaşı bir de ben kazıklıyayım demediği için takdir ediyorum. Gümüşlükte güneşi batırdıktan sonra Yalıkavak üzerinden Türkbükünde de ufak bir mola verdik. 
 
 

Tamam güzel sakin bir deniz, güzel bir koy ama ben yine neden bu kadar pahalı ve ünlü olduğuna anlam veremedim Türkbükünün. Türkbükünden sonra Torba'dan geçip güzel Bodrumu boydan boya dolaşmış olduk. Dönüşümüz Torbadan Karşıyaka Bostanlıya 2,5 saat sürdü.

 

Normalde dönüş yollarında sıkılırım ben ama eşimle o kadar eğlendik ve kendi kendimize o kadar güldük ki yol bile sıkmadı beni. Bu arada yarımadayı dolaşırken arabada manzaralı pikniğimize değinmeyi unutmuşum en eğlendiğimiz kısım o oldu :) Velhasıl kimseye ihtiyacı olmayan ve kendi kendine çok eğlenebilen bir çift olduğumuz için Allah'a şükrediyorum :)

4 yorum:

  1. Şu hayatta iyi ki evlenmişim dediğim zamanlar hep eşimle yolculuk ettiğim zamanlar oldu. İnsanları en iyi yolculukta tanırmışsın demek ki doğru insan bizim eşlerimiz, şanslıyız şekerim :) Gezmiş kadar oldum bu arada, iyi ki gitmişsiniz ne kadar güzel. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bunun bu kadar önemli bir detay olduğunu evlenene kadar anlamamıştım:)

      Sil
  2. Bodrum :))
    Özlemişim...
    2 yil yaşadım Bodrum'da.En güzel zamanlarıdir gercekten baharlar.
    Yazın Istanbul trafiğini sliota küçücük şehre sigdirmaya çalışınca delirecek gibi oluyor insan.
    Maviligide baskadir Bodrumunn.
    Yine içimden yazmak geldi
    OZLEMISIM :((

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Emine hanım ne kadar güzel yazmışsınız. Bence İstanbul'da Yaşadığınız için şanssız diilsiniz, Bodrumda yaşama şansına sahip olduğunuz için çok şanslısınız:)

      Sil

Follow Me From Bloglovin

Follow on Bloglovin