17 Nisan 2017 Pazartesi

Çocuklarınızın Sağlıklı Gelişimine Tam Destek Çocuk Devam Sütü’nde!

Neden Çocuk Devam Sütü?
Çocuklar, büyüme ve gelişimlerinin büyük bölümünü 1-4 yaşları arasında tamamlarlar. Yiyeceği yemekler konusunda çok seçici olabileceği bu yaşlarda çocuğunuzun fiziksel ve zihinsel gelişimi için zengin ve doğal içerikli gıdalarla beslenmesi gerekir. Güçlü bir bağışıklık sistemi de bu fiziksel ve zihinsel gelişimi taşıyan vücudu mikroplara karşı koruyarak, büyümede çok önemli bir görev üstlenmektedir.


Neden Pınar Çocuk Devam Sütü?
Çocuklar, fiziksel ve zihinsel gelişimlerinin yanı sıra bağışıklık sistemlerini güçlendirecek besin ihtiyaçlarının önemli bir kısmını sütten alabilir. Çocuğunuzun fiziksel ve zihinsel sağlıklı gelişiminin ve bağışıklık sisteminin güçlenmesi için ona süt içirebilirsiniz.
1 yaşından büyük çocuklarınızın fiziksel ve zihinsel sağlıklı gelişimini ve bağışıklık sisteminin güçlenmesini desteklemek için, saf süte prebiyotik lifler, vitamin ve mineraller ilave edilerek geliştirilen Pınar Çocuk Devam Sütünü güvenle içirebilirsiniz. Pınar Çocuk Devam Sütleri B12, Çinko ve Kalsiyum kaynağıdır.
Altı aydan büyük bebeklerinize ise onların 6-12 aylık dönemlerinde ihtiyaçları olan vitaminlerive mineralleri karşılayacak şekilde geliştirilmiş Pınar İlk Adım Devam Sütü’nü verebilirsiniz.


Bir boomads advertorial içeriğidir.

27 Mart 2017 Pazartesi

Haftasonu Kaçamağı ESKİŞEHİR




İzmirden molasız 4,5 saat, molayla 5,5 saat mesafede haftasonunuzu dolu dolu geçirebileceğiniz çok güzel bir alternatif Eskişehir. Aslında en az 2 gece kalınmayı hak eden bir şehir ama bizim gibi sadece hafta sonunuzu ayırabilecek imkanınız varsa bile gitmeye değer. Bizim şansımız yanımızda Eskişehirli arkadaşlarımızın olmasıydı, ancak olmasa bile yürüyerek bir çok yere kolaylıkla ulaşılan nokta atışı hedefleri rahatlıkla bulabilirsiniz. Bol gezmeli bol yemeli bir haftasonu geçireceğinizi garanti ediyorum.

Cumartesi sabahı saat 7:30'da İzmir'den yola çıktık, kahvaltı için adresimiz Salihli'de yol üzerinde benzinlik yanında konumlanmış olan Vira Balık Restorantdı. Havanın çok güzel olmasından faydalanarak, güzel dekore edilmiş bahçesinde açık havada kahvaltı ettik. Kahvaltısı efsane değildi ama gayet lezzetliydi. Kahvaltı sonrasında içtiğimiz kahveler on numaraydı. Yol üstünde fazla alternatif olmadığını düşünürsek bence tercih edebileceğiniz bir mekan .



Kütahya üzerinden Eskişehire varıp önce otele giriş yaptık. Bizim tercihimiz Divan Otel Express'ten yana oldu. Gayet şık, güzel ve yeterli bir oteldi. Şehir otellerinde odalar zaten çok büyük olmuyor genelde ama odamıza da küçük diyerek haksızlık yapmak istemiyorum. Dekorasyon ve banyo konusuda da benim beğendiğim bir otel oldu. Konum olarak karşısında büyük bir Özdilek alışveriş merkezinin olması, merkezi noktalara yürüyerek ulaşabildiğimiz halde yine de gürültünün içinde olmaması, nispeten daha nezih bir semtte bulunması yine hoşuma giden özellikler oldu. Otelle ilgili tek eleştirim özel otoparkının olduğu belirtildiği halde, Özdilekle ortak açık otoparkının olmasıydı.

Otel fotoğrafları internetten alıntıdır.

Valizlerimizi bıraktıktan sonra taksiyle ilk hedefimiz olan Odun Pazarına gittik. Meşhur Atlıhan, Balmumu Müzesi ve Kurtuluş Müzesi bu bölgede hepsi yanyana. Gününüzün büyük çoğunluğunu bu bölgede geçirebilirsiniz. Odunpazarı Eskişehirin ilk yerleşim yeri, Osmanlı örneklerini görebileceğiniz kıvrımlı dar sokaklar, arnavut kaldırımları ve cumbalı evleriyle çok güzel fotoğraflar yakalayabileceğiniz bir merkez.



Biz kısa bir turun ardından ilk olarak Balaban kebabının tadına baktık. Gayet lezzetli ve doyurucu bir kebap. Fotoğraf internetten alıntı ancak bizim yediğimiz de tam olarak böyleydi. Atlıhanın tam karşısındaki kebapçıda yedik, ismini hatırlamıyorum. Çok farklı bir lezzet mi? Hayır ama köfteyi kim sevmez ki:)


Yemeğin ardından müze gezilerine başladık ziraa müzeler 17:00 de kapanıyor ve haftasonu olduğu için bütün müzelerde yoğunluk mevcuttu. Özellikle Balmumu Müzesinin önünde uzun kuyruklar oluşuyor. Kuyruğa girmekten vazgeçmeyin yaklaşık 15-20 dakika içinde içeriye girmiş oluyorsunuz. Büyükerşeni yeteneği ve vizyonu için çok tebrik ediyorum. İtiraf etmem gerekirse bir Madam Tussaud değil tabiki, bazılarını ben pek benzetemedim mesela, ama yine de çok güzel, gezerken ülkemizde olmasından gurur duyduğum bir müzeydi. Mutlaka gidin görün derim.





Cam müzesi yine aynı bölgede, güzel bir hanın içinde, cüzzi bir ücretle kısa sürede gezebileceğiniz bir müze. Hanın bir odasında  bebek yapım kursunun sergisi vardı. Sergiye ba-yıl-dım. Çok profesyonel gözüken ama amatörlerin ellerinden çıkma işlerdi. Destekleniyor olmaları çok güzel.




Kurtuluş Müzesi, İnönü Savaşları sırasın İsmet İnönünün kaldığı Konakmış. Sonrasında restorasyon çalışmalarıyla müze haline getirilip, Kurtuluş savaşı zamanında çıkan gazetelere, o dönemin kahramanlarına ve olaylara ait bilgilere ulaşılabilen bir müzeye dönüştürülmüş.





Yukarıdaki fotoğrafta tavandan sarkan künyeler, savaş zamanı şehit olmuş askerlerin anısına hazırlanmış künyeler, dekoratif amaçlı kullanılmış.


Müzeden çıkmadan önce Atatükle birlikte ölümsüz bir anınız olması için güzel bir fotoğraf çekilme odası tasarlanmış. Eskişehirdeki en güzel anım bu fotoğraf oldu.

Müze gezilerini bitirdikten sonra Atlıhanda kahve molası verdik. Hanın giriş kapısının kenarında küçük taburelere oturarak, yeni çekilmiş Türk kahvesini içip bir yandan da acaba neler alsam diye düşündüm:) Ziraa burası hediyelik eşya cenneti. Üst katı da alt katıda dükkanlarla dolu çok canlı bir yer. Yine fotoğrafım alıntı maalesef, ama biz gittiğimizde daha kalabalık ve canlı durumdaydı. Magnetler, küpler ve yüzükler , hediyelikler derken bayağı zaman geçirdik. Lüle taşından küpe almayı tercihe ettim ben, ama aklım 99luk uzun tesbihlerde kaldı.


Alışverişten sonra yürüyerek Porsuk çayının kenarına indik, Adalar bölgesinde biraz gezdikten sonra fazla oyalanmadan karnımızı doyurmak için rota değiştirdik.


Öncelikle meşhur Karakedide boza içtik. Ben normalde bozayı pek sevmezdim ama Eskişehirin bozası gerçekten daha değişik ve güzeldi. Biraz daha yoğun kıvamda ve lezzeti biraz aşureyi andırıyordu
Alıntıdır.
Bozadan sonra meşhur Papağanda çi börek yemek için şansımızı denedik ama o kadar çılgıncasına bir sıra vardı ki vazgeçip B Planımız olan  Pino'da hamburger yedik. Ev yapımı fast food tarzı hamburgerinde ben klasik olanına değil ama Ekstra menülerine bayıldım. Hamburgerin üstüne de birer Çi Börek yiyelim diyecek kadar gözü dönmüş grubumuz Papağanda yiyemediği çi böreği Tren Garının karşısında, önümüze ilk çıkan Çi Börekçide yedi. Bence Eskişehirde yediğiniz bişeyi pek beğenmeme şansımız yok, her şey lezzetli ve en önemlisi ucuz:)



Bu kadar yiyip içtikten sonra Otele gidip biraz dinlenip üzerimizi değiştirdikten sonra tekrar kendimizi dışarı attık. Eskişehire giderken temkinli olun, gündüz çok sıcak olmasına rağmen gece gayet serindi.

Fotoğraflar alıntıdır.

Varuna Memphis bizim otelimize yakın, meşhur 222 gece kulubünün karşı çaprazında yol üstünde bir mekan. Gecemizin çok uzun bir bölümünü burda geçirdik. Gayet nezih bir ortamdı, çalışanlar çok nazikti ve herşey çok lezzetliydi. Çok güzel bir gece geçirdik, kesinlikle tavsiye ediyorum. Çıkışta 222'ye uğramadan geceyi bitirmeyelim dedik. İçerisi canlı müzik, clup ve türkü barın bir bahçede konumlandığı bir kompleks. Bahçe kısmına giriş ücretsiz. Sonra girmek istediğiniz kısım için ayrı ücret ödüyorsunuz. Ortamı beğendik ama eğlenip tepinecek gücümüz kalmadığı için başka bir sefer uğramaya karar vererek otelimize geri döndük.

Ertesi gün, otelde kahvaltı ettik, kahvaltı çok başarılıydı. Daha sonra soluğumuzu yine Adalar bölgesinde aldık.  Bir önceki gün hakkını veremediğimiz Porsuk çayı tam bir Venedik olmuş gerçekten. Bu sefer hakkını vererek dolaştık, bol bol fotoğraf çektik. Sonraki kahve molamızı da Venedik Pastanesinde verdik. Fazla bişey anlatmama gerek yok pastanın fotoğrafını ben çektim, sonra da hepsini yedim:) 





Porsuk Çayında Gondola binmeden dönmek olmazdı, biz de rezervasyonumuzu yaptırıp sıramızı beklerken meşhur Met helvasından aldık, adını yanlış hatırlamıyorsam Eriş'ten aldık. Hediyelik paketleri de mevcut, siz de almadan dönmeyin.



Goldol turu iyi ki yaptık dediklerimizden oldu. 10 dakika sürüyor ve 4 kişi 25 TL. Bol bol fotoğraf ve video çektiğimiz, bol gülmeli çok zevkli bir gezi oldu. Keşke daha uzun süreli olanlarını yapsalar. Alternatif olarak hızlı motorlar da var, onlar da güzel görünüyor ama Goldol turu çok ayrı bir ambiyans.


Oburiksler olarak bir sonraki durağımız tavuk dürümü meşhur Donas oldu. Bu kadar ucuz, büyük ve lezzetli bir dürüm ben görmedim duymadım. 5,5 TL'ye sonunu bitiremediğim bir dürüm yedim. İçinde patates kızartması da var, zaten tavuk oranı çok az ama bence asıl numarası lavaşında. Katmer hamuru gibi çok lezzetli bir lavaşı var, tavsiye edilir efendim.


İzmire dönüş saatimiz yaklaşıyordu ve biz çok üzülüyorduk. Gitmeden Sazova Parkını ve meşhur Şatosunu çok kısa da olsa görmek istedik. Bütün gezimiz boyunca Büyükerşeni sürekli takdir edip durmuştum ama Sazova Parkını görünce ve oranın eskiden bataklık olduğunu öğrenince çok daha fazla saygı duydum, darısı İzmirin başına.



Biz Şatonun içinde kısa bir gezinti yapıp bir kaç fotoğraf çektirdik. Ama aslında çocuklar için çok güzel bir yer, içinde masal odaları olan Şatoda çocuklar için belli saatlerde turlar düzenlenip masalları görsel olarak anlatıp canlandırıyorlar. Parkın geneli zaten çocuklu aileler için çok uygun. İnşallah bir gün kızımızı da alıp birlikte tekrar gideriz.


Biz Eskişehiri çok sevdik; öğrenci şehri oluşunu, genel insan profilinin çok saygılı ve taşkınlıktan uzak davranışlarını, hizmet sektöründe çalışanların çok güler yüzlü olmasını, taksicilerin para üstünü cebine atmak yerine aşağıya yuvarlamaya çalışacak kadar duyarlı olmasını, yemeklerinin lezzetli ve ucuz olmasını, ulaşımdaki kolaylığını, yapılan hizmetlerin uzun vadeli ve kalıcı olacak şekilde planlanmış olmasını ve Büyükerşenin vizyon sahibi projelerini çok sevdik. Aklımızda kalan ve tekrar gelmek için bahanemiz olan yerler için umarım arayı fazla açmak zorunda kalmayız.

Bize bu gezimizde eşlik eden, gezimizi güzelleştirip aynı zamanda kolaylaştıran canım arkadaşım Bukete ve eşi Erdeme burdan tekrar teşekkür ediyorum.

Sevgiler...

22 Mart 2017 Çarşamba

Ne İzledim? La La Land




Uzun zaman sonra pazar gecesi, Elizi uyuttuktan sonra, uykusuz kalmayı göze alarak film izlemeye karar verdik. Soundtrackini beğendiğim La La Land oldu tercihimiz. Rayn Gosling zaten Notebook filminden beri çok severek izlediğim bir aktör, ama bu filmin yıldızı bence Emma Stone olmuş. Hem eğlenceli hem romantik hem de nostaljik bir filmdi,tam olarak bana hitap ediyordu. Ama yine  de filmin ilk yarısından sa ikinci yarısı daha ilgi çekiciydi. Çekim açıları ve müzikler çok başarılıydı. Rayn yine gayet güzel aşık olmuştu:) Bence bu adam hiç aksiyon falan çekmesin hep aşık olsun:) Konusundan burda uzun uzun bahsetmek istemiyorum, Beyaz Perdenin çok güzel bir yazısı var okumanızı tavsiye ediyorum. Hem teknik açıdan hem de izleyici gözüyle filmi çok iyi analiz etmişler, üstüne bir söz söylemeye gerek yok. Tavsiye ediyorum, iyi seyirler..                          

10 Mart 2017 Cuma

İstanbul Kırmızısı ve Sen Benim Hayatımsın Kitap Yorumu




İstanbul Kırmızısı Ferzan Özpeteğin hayatının İstanbuldaki kısmını anlattığı ilk kitabı. Daha sonra yayınlanan Sen Benim Hayatımsın kitabında ise hayatının Romadaki kısmından bahsediyor. Ben biraz ters davranıp önce ikinci kitabı sonra birinci kitabı okudum ama zaten kitaplar kendi içinde bile olay sırasına göre ilerlemediği için hiç sorun olmadı.

Ferzan Özpetek filmlerini seven ve ilginç bulan biri olarak aslında kitaplarından da beklentim daha yüksekti itiraf etmeliyim. Olay kurgusu olmadan parça parça anektodların aktarıldığı, gerçek bir hayat hikayesi olduğunu bilmenin verdiği ilgiyle kendini okutan, ancak yazım dili olarak fazla başarılı bulmadığım bir seri oldu. Konular ilgi çekici ama olay örgüsü yok, bu da okurken kopukluk hissi yarattı bende. Bu durum iki kitap için de geçerli.

Kitapları tek tek değerlendirmem gerekirse İstanbul Kırmızısı Ferzan Özpeteğin hayatının İstanbuldaki kısmını anlattığı ilk kitabı. Kitap iki kısımdan oluşuyor; bir kısmında ailesinden ve çocukluk arkadaşlarından bahsediyor. Diğer yarısında ise yurtdışından turistik amaçla gelip bir şekilde İstanbulda planladığından daha fazla kalan ve başına ilginç olaylar gelen Anna'dan bahsediyor. 

Sen Benim Hayatımsın kitabında ise Romadaki hayatından, arkadaşlarından ve şunada evli olduğu eşinden bahsediyor. Ben bu kitabı, İstanbul Kırmızısına göre daha fazla sevdim. Anektodlar daha ilginçti, Romayı Ferzan Özpeteğin gözüyle dinlemek daha zevkliydi. Aşk daha fazlaydı:) Yine dağınık yazılmış kronolojisi olmayan bir kitaptı ama yazım dili İstanbul Kırmızısına göre daha iyiydi.

Sonuç olarak okuduğuma asla pişman olmadığım iki kitaptı ancak yine de ben derim ki Ferzan Özpetek film çeksin, kitap yazmak için fazla kasmasın:)

11 Ocak 2017 Çarşamba

Paulo Coelho / Casus



Paulo Coelho'nun yazım tarzını her zaman sevmişimdir. Ben olay örgüsüne çok takılan, olayların hızlı gelişmesini bekleyen bir okur değilim. Yazım dili, insan ve olay tasvirlerinin ilginç olması da beni çok mutlu eder. Bu nedenle bu kitabı alırken klasik bir Coelho yazım tarzıyla karşılaşacağımı düşünerek, hayal kırıklığına uğrama ihtimalimin düşük olduğunu düşünerek aldım. Önceden belirtmeliyim ki fazla bir hayal kırıklığına da uğramadım ancak, yazım şekli beni pek mutlu etmedi açıkçası. Daha çok olay örgüsüne dayanan bir roman yazmış yazar ama olayların akış sırası ve parçalanmış anlatım biçimiyle biraz tekliyerek ilerleyen bir akış olmuş. Kısacası bildiğimiz Coelho tarzında değil de popüler kitaplar tarzında yazılmış. Konusunun ilginçliği nedeniyle okunabilir, ancak satın almak için başka tercihleriniz olabilir.